ŞİİR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ŞİİR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Nisan 2010 Pazartesi

YÜRÜYOR GÜZELLİKTE



Bulutsuz ülkelerin ve yıldızsız göklerin

Gecesi gibi yürüyor güzellikte;

Karanlığın en karası, en beyazı ışığın

Buluşmuş edasında, gözlerinde;

Göğün görkemli günden bile esirgediği

Meyvelerin kadife ışığı teninde.

Işık biraz azalsa, biraz gölgelense yüz,

Kuzguni saç örgülerini dalgalandıran

Ya da gelip usulca çizgilerine konan

Tarifsiz güzelliğin solduğunu görürüz;

O yumuşak, saf yerde konaklayıp geceler

Tatlı, duru, tertemiz düşünceler.

O yumuşak, o dingin, tatlı ve dokunaklı

Alnının üzerinde, yanağında;

Kıvanç dolu gülüşler ve ışıl ışıl renkler

Anlatır, ölümlü, yalan dünyada

Güvenle ve erinç içinde geçen günleri;

Yüreğinde hep masum bir sevgi!


LORD BYRON

18 Şubat 2010 Perşembe

AGORAFİLİYA


Çaresizliğim, sevgimsin. 
Çılgınlığım, sezgimsin. 
Dört bucaktan bana seslene  
görmediğim her yersin. 
Çığlık atmamak için sığındığım
 bu altı dizesin sen

HENRIK NORDBRANDT

17 Şubat 2010 Çarşamba

OTUZ YAŞ ŞİİRİ






Bak yarısına ulaşıverdi ömür, 
Evimin damında bir at üstündeyim;
 İki yandan da bir manzara gürünür, 
Ama apayrı giyindikleri mevsim.  
Bağ kütükleriyle boynuzlu yeryüzü 
Al bir karaca. İpteki çamaşırlar
 Gülüp el ederek karşılar gündüzü;
 Kışım da şerefim de burada başlar. 
 Gene söyle bana beni sevdiğini, 
Venüs. Her vakit seni söylemeseydim, 
Şiirlerimle kurmasaydım bu evi, 
Onu boş sayıp damdan düşüverirdim. 
JEAN COCTEAU

6 Şubat 2010 Cumartesi

BEN YİTİRDİM BEN ARARIM



Ben yitirdim ben ararım Yâr benimdir kime ne Gah giderim öz bağıma Gül dererim kime ne

Gâh giderim medreseye Ders okurum Hak için Gâh giderim meyhaneye Dem çekerim kime ne

Sofular haram demişler Bu aşkın şarabına Ben doldurur ben içerim Günah benim kime ne

Ben melâmet Hırkasını Kendim giydim eğnime Ar ü namus şişesini Taşa çaldım kime ne

Sofular secde ederler Mescidin mihrabına Yâr eşiği secdegâhım Yüz sürerim kime ne

Gâh çıkarım gökyüzüne Hükmederim kaftan kafa Gâh inerim yeryüzüne Yâr severim kime ne

Kelp rakip böyle diyormuş Güzel sevmek pek günah Ben severim sevdiğimi Günah benim kime ne

Nesimî'ye sordular ki Yârin ile hoş musun Hoş olayım olmayayım O yâr benim kime ne


KUL NESİMİ

4 Şubat 2010 Perşembe

SUSKUN


  Sus, kimseler duymasın
    Duymasın ölürüm ha

Aydım yarı gecede
Yeşil bir yağmur sonra
Yağıyor yeşil

En uzak o adsız ve kimselersiz
O yitik yıldızda duyuyor musun
Bir stradivarius inler kendi kendine
Yayı reçinesi köprüsü yeşil
Önce bendim diyor ve sonra benim
Ölümsüz güzel ve çetin
Ezgisidir dolaşan bütün evreni
Bilinen bilinmeyen ıssızlıkları
Canımı tüylerimi sarmada şimdi
Kendi rüzgarıyla vurgun
Sarıyor yeşil

Rüya bütün çektigimiz
Rüya kahrım rüya zindan
Nasıl da yılları buldu
Bir mısra boyu maceram
Bilmezler nasıl aradık birbirimizi
Bilmezler nasıl sevdik
İki yitik hasret
İki parça can
Çatladı yüreği çakmaktaşının
Ağıyor gök kuşaklarının serinliğinde
Çağlardır boğulmuş bir su
Ağıyor yeşil

Yivlerinde yeşil güller fışkırmış
Susmuş bütün namlular
Susmuş dağ
Susmuş deniz
Dünya mışıl mışıl
Uykular derin
Yılan su getirir yavru serçeye
Kısır kadın maviş bir kız doğurmuş
Memeleri bereketli ve serin
Sağıyor yeşil

Aydım yarı gecede
Neron çocuk kitaplarında çirkin bir surat
Ve Sezar’sa bir ad yıkıntılarda
Ama hançer taşı sanki
Koca Kartaca
Hani kibrit suyu vermişlerdi üstüne
Bak nasıl alıyor yiğit
Binlerce yıl da sonra
Alıyor yeşil

Vurur dağın doruğundan
Atmacamın çalkara
Yalın gölgesi
Kuş vurmaz tavşan almaz
Ama aç azgın
Köpek balıklarıydı parçaladığı
Bak Tiber saygılı suskun
Bak nilüfer dizisi zinciri
Bunlar bukağısı kolbağlarıdır
Cihanın ilk umudu ilk sevgilisi
Ve ilk gerillası Spartakus’un
Susuyor yeşil

Sus kimseler duymasın
Duymasın ölürüm ha
Aymışam yarı gece
Seni bulmuşam sonra
Seni kaburgamın altın parçası
Seni dişlerinde elma kokusu
Bir daha hangi ana doğurur bizi

Ruhum
Mısra çekiyorum haberin olsun
Çarşıların en küçük meyhanesi bu
Saçları yüzümde kardeş çocuksu
Derimizin altında o olüm namussuzu
Ve Ahmed’in işi ilk rasgidiyor
İlktir dost elinin hançersizliği
Ağlıyor yeşil

Ahmed ARİF


3 Şubat 2010 Çarşamba

HAVADA

Burada
duvar ile direk
arasında asılı
sallanıyorum.

Kenarlarım yırtık
parçalarım sarkık
içim patlak.

Burada
geçmiş ile gelecek
arasında gerili
sallanıyorum.

Saatlerim çarpık
günlerim çatlak
yılım yitik.

Sözcükler gelip geçiyor içimden
anlamsızlığa doğru
eylemler geçip gidiyor elimden
çaresizliğe doğru.

Boşalıyorum
burada
hiçlik ile yokluk
arasında.

GÜLÜMSÜYORUM



sokakta giderken,kendi kendime
gülümsediğimin farkına vardığım anlarda
insanların beni deli zannedeceğini düşünüp
gülümsüyorum...

2 Şubat 2010 Salı

BİRİ


Ona seni anlattı,sana onu anlattı..
Başı ona anlattı,sana sonu anlattı..
Yarım yarım yaşayan darmadağın evlere
Birin ne kadar bütün olduğunu anlattı.



31 Ocak 2010 Pazar

SENG-İ DERYA

Daldı gözlerim
Denizin o tirşe ve hareli gözlerine
Derken Poseydon'la beraber
Kaldırıp başlarımızı güneşin
Gülkokusu bacaklarına baktık

Derken martılar geçti
Sıyırarak suları yanımızdan
Karşı sahilde akşamla yanan
Beş pare cama gömmek için bizi...

30 Ocak 2010 Cumartesi

BİR MARTIYI AĞLATTIN SEN...



bir martıyı ağlattın işte
bir çocuk garanti intihar eder artık
kütür kütür küfrediyor gece imanıma
bir yaprak kırılıp suya düşüyor
su yaralanıyor su kanıyor şelale!

ah nasıl titredim tensiz
bir piyanist büküldü sanki
kesişen ayrışık doğrular gibi
çarpışıverdim yüzünle. Yüzün
öyle düzgün suna bir elyazısı
yüzün yüzüme aksedince
yüzün ayna alnımda
yüzün uzun hüzünlü bir alınyazısı!

bitmemiş bir ömrün yalanısın
sen: kabuslarımın tabiri
çocukluğumun arta kalanısın!
öldüreceğim kendimi dudaklarınla
dudakların etle, şehvetle seferber
sen! bana inen son kutsal kitap
son fakir yatır
son aciz peygamber!

bir martıyı ağlattın işte
bir çocuk garanti intihar eder artık

MAVİ KUŞ

bir mavi kuş var yüreğimde
çıkmaya can atan
ama ben ondan güçlüyüm, kal,
diyorum ona, kimsenin
seni görmesine izin veremem.

bir mavi kuş var yüreğimde
çıkmaya can atan
ama viski döküyorum üstüne
sigara dumanına
boğuyorum,
fahişeler, barmenler ve
bakkal çırakları hiçbir zaman
bilmiyorlar onun orada
olduğunu.

bir mavi kuş var yüreğimde
çıkmaya can atan
ama ben ondan güçlüyüm,
yat lan aşağı, diyorum ona,
ocağıma incir dikmek mi
niyetin? Avrupa'daki kitap
satışlarını sabote etmek mi?

bir mavi kuş var yüreğimde
çıkmaya can atan
ama zekiyim, sadece
geceleri izin veriyorum çıkmasına,
herkes yattıktan sonra.
orada olduğunu biliyorum, derim
ona, kederlenme
artık.

sonra yerine koyarım yine
ama hafifçe öter
tamamen ölmesine de izin
vermiyorum
ve birlikte uyuyoruz
gizli antlaşmamızla
ve insanı ağlatacak kadar
güzel, ama ben
ağlamam, ya
siz?
charles bukowski

28 Ocak 2010 Perşembe

KALBİMİN DERİNLERİNDEN

Kalbimin derinlerinden bir kuş uyandı
ve uçtu gökyüzüne doğru.
Yükseldikçe, daha ve daha,
büyümeye başladı daha da.

Önce bir kırlangıç gibiydi,
sonra tarla kuşu ve kartal,
sonra bir bahar bulutu misali genleşti
en sonunda tüm yıldızlı gökleri kapsadı.

Kalbimin derinlerinden bir kuş uyandı,
uçtukça büyüdü, çoğaldı,
oysa yüreğimi hiç terketmemişti...

HALİL CİBRAN

ÖZDÜŞÜM

Ah ben hep duyguyla akıl
Kapılarını bunca yıl
Zorladım.Bir düş gerçeği
Topladım gerçek düşümde.
Savaştı bu huyla akıl,
Hep kafamda ve gönlümde.

Baktım, bölüşmüş gerçeği,
Aklım bir düş-dönüşü'mde.
Duyguyla anlaşmış akıl..
Aşk motoru olmuş düş'ün,
Ve düş de aklın eşeği.
Vardığım her öpüşüm'de
Aklım ısırdı her şeyi.

Motor çıkmaza dayandı,
Eşek renklere boyandı.
Baktım, o uslanmaz aklım,
Elinde duyu çiçeği,
Bir yorgun renkli eşeği
Koklayarak okşayandı.

27 Ocak 2010 Çarşamba

İKİMİZİN ARASINDA


Bir gün şayet camsız çerçevesiz penceresiz
Bir gün ben, çadır bezi bir perdeden
Günlerin toz-toprak şarkısını çırparken
Canevimin önünden geçersen,
Bir gün şayet boynumda yem torbası hayallerim asılı
Bir gün şayet samançöpü bir sokak dişlerim arasında
Canevinin önünden geçersem
Anlatırım nasıl nerde
Bir ulu çınara takılı bir kuyrukluyıldız
Bir yeşil telaşta çırpınan ışığımız
Anlatırım nasıl nerde...
Sonra eğilir kulağına derim: Bekle
Çocukken kaçırdığım uçurtma dönsün gelsin
Hele çarpsın bu çerçi yükü şehirlere,
Hele ürksün fincancı katırları!

26 Ocak 2010 Salı

SES



Uyandım ki ses içinde kalmışım
Yüzüm gözüm ağzım burnum ellerim
Aralanan deniz kapısının sesi bu
Silkelenen güneş tavuğunun sesi
Diş rengindeki halatın gıcırdayan sesi
Ağaç biçimindeki ses borusunun,
Yarınki buğdayın, devinen kemiğin,
Tarihsel bileğin, direncin sesi bu
Oynaşan arabanın, kucaklaşan atların.
Baktım güneşte soğumuş karanfil gibi mavi
Bir yapı işçisinin kulağındaki kalem gibi güzel
Yağmurda ıslanmış namlu gibi yeğin
Serçe kanadı değmiş çamaşır ipi gibi esrik
Okul bahçesinde dolaşan güvercinler gibi
Kıyıda öpülen dudak, yağmurda öpülen dudak gibi
Gölgelere sokulan yüksüz dakikalar gibi
Kutsal oyuncaklar gibi.

KIRILGAN



Kırılgan bir çocuğum ben
Yüreğim cam kırığı
Bütün duygulardan önce
Öğrendim ayrılığı
Saldırgan diyorlar bana
Oysa kırılganım ben
Gözyaşlarım mücevher
Saklıyorum herkesten
Ürküyorlar gözümdeki ateşten
Ürküyorlar dilimdeki zehirden
Ürküyorlar o dur durak bilmeyen
gözükara cesaretimden
Diyorlar: Bir yanı sarp bir uçurum,
Bir yanı çılgın dağ doruğu.
Oysa böyle yapmasam ben
Nasıl korurum içimdeki çocuğu?
Bir yanım çılgın nar ağacı
Bir yanım buz sarayı.

25 Ocak 2010 Pazartesi

ADSIZ BİR ÇİÇEK

Rengini dünyaya ilk defa sunan
Adsız bir çiçek gibi parlıyorsa gözlerim
Sevgilim
Bana 'sen bir şairsin' dediğin zaman.

Yalnız sana yazıyorum bu şiiri
İstersen bir şiir gibi okuma
Çünkü her yıl yeniden yazacağım onu
Soğuklar başlayınca havalanıp
Millerce yol katettikten sonra
Güneyi tadan bir kuşun sevinciyle.

Ve yazmış olacağım bir de
Her dönemde her çağda
Sevdanın kendine özgü diliyle.