HALİL CİBRAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
HALİL CİBRAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Temmuz 2014 Perşembe

AŞK




Aşk;aşık ile maşuk arasında bir maskedir.

Halil Cibran

10 Ocak 2013 Perşembe

Sevgi




Ve bir sevgi gününe daha,teşekkürle uzanmak...
Şafak vakti kanatlanmış bir gönülle uyanmak,
Akşamın çöküşyle de eve huzurlu dönmek...
Sessizce çekilmek öğle vakti,sevginin vecdini duymak,
Ve uyumak,kalbinde sevgiliye bir dua,
Ve dudakalrında bir şükür şarkısıyla
Halil Cibran


22 Aralık 2012 Cumartesi

Gece


Şafağa ancak
Gecenin yolunu izleyerek ulaşılabilir.

HALİL CİBRAN

Gönül Sırları




Gece saatler ilerleyip uyku yeryüzüne attığında pelerinini,
yatağımdan kalkıp sahile gittim, giderken şöyle diyordum içimden:
''Asla uyumaz denizler,uyuyamayan ruhlar için bir tesellidir onların bu uyanık hali''
sahile vardığımda, sis çoktan inmişti dağların zirvelerinden.
Ve kaplamıştı ortalığı genç kızların yüzlerini süsleyen bir peçe gibi.
Durup uzun uzun seyrettim dalgaları, söyledikleri şarkıları dinledim
Ve içlerinde barındırdıkları gücü düşündüm.
Bu öyle bir güçtür ki fırtınayla gezip volkanlarla öfkelenir,
zarif çiçeklerle gülümser ve çağıldayan derelerle beraber seslendirir melodisini.
Sonra evin yolunu tuttum tekrar,
Derken üç adam gördüm civarda bir kayanın üzerinde oturan,
Sis kaplamaya başlamıştı üzerlerini.
Bilmediğim bir güç bu kayanın olduğu yere doğru sürüklemeye başladıbeni,usul usul yaklaştım adamların yanına.
Birkaç adım kala durdum önlerinde ve hayran hayran baktım kendilerine.
Çünkü bir büyü vardı sanki onlarda.
Emellerimi billurlaştırıp hayallerimi canlandıran.
Tam o sırada ayağa kalktı içlerinden biri, ve şöyle dedi
adeta denizin derinliklerinden gelircesine gür bir sesle:
''Tıpkı çiçeksiz ve meyvasız bir ağaca benzer sevgisiz hayat,
Ve aynen korkusuz bir çiçek ve tohumsuz bir meyva gibidir güzellikten yoksun sevgi.
Özgür ve sonsuz bir benliğin üç yansımasıdır
Hayat, Sevgi ve Güzellik
Ne değişim tanır bu benlik,ne de ayrılık''
Bunları söyledikden sonra tekrar yerine oturdu adam.
Ardından ikincisi kalktı, ve şöyle dedi çağlayan nehirlerin çıkardığı sese benzer bir sesle:
''Tıpkı baharsız mevsimler gibidir isyandan yoksun hayat,
Ve aynen kurak bir çölde yaşanan bahar mevsimine benzer dürüstlükten yoksun isyan,
Tek bir benliğin üç yansımasıdır Hayat, İsyan ve dürüstlük
Ne değişim tanır o benlik, ne de ayrılık''
Bunları söyledikden sonra tekrar yerine oturdu ikinci adam da.
Üçüncü adam kalktı sonra ayağa, ve şöyle dedi gök gürültüsünü andıran bir sesle:
''Tıpkı ruhsuz bir bedene benzer özgürlükten yoksun hayat,
Ve aynen şaşkın bir ruh gibidir düşünceden yoksun özgürlük.
Tek ve sonsuz bir benliğin üç yansımasıdır 
Hayat,Özgürlük ve Düşünce,
Ne yok olur o benlik, ne de ölür.''
Daha sonra üçü birden kalktı adamların, ve şöyle dediler heybetli,müthiş bir sesle:
''Sevgi ve onu doğuran her şey,Özgürlük ve onu ortaya çıkaran her şey,
Yaratanın birer özelliğine işaret eder...
Ve Yaratan sınırsız bir zekadır şu sınırlı ve bilinçli dünya için''
Ardından bir sessizlik çöktü,görünmez kanatlar çırpınıyor ve soyut bedenler titriyordu etrafta.
Gözlerimi kapatıp dinledim,duyduğum sözlerin yankısını.
Gözlerimi açtığımda,sadece kalın bir sis tabakasıyla gizlenmiş bir deniz vardı karşımda,
daha önce rastladığım o kayanın yanına gittim sonra ama,
Tütsüden yapılmış olan ve göğe doğru yükselen bir sütundu görebildiğim tek şey.

HALİL CİBRAN /Gönül Sırları

15 Kasım 2011 Salı

MED-CEZİR



Bir adam, diğerine dedi, “Uzun zaman önce, sular yükseldiğinde asamın ucuyla kumun üstüne bir satır yazmıştım. 
İnsanlar hala durup onu okurlar ve hiçbir şeyin onu silmemesine özen gösterirler.”
Ve öbür adam dedi, “bir zamanlar ben de kum üstüne bir satır yazmıştım, ama sular alçalmıştı ve engin denizin dalgaları onu sildi geçti. 
Ama söyle bana, ne yazmıştın sen?”
Ve ilk adam yanıtladı, “Şunu yazdım: ‘Ben varolanım.’ 
Ya sen ne yazmıştın?”
Ve diğer adam dedi, “Şunu yazdım:’Ben, bu ulu okyanusta bir damlayım yalnızca.”


Halil Cibran

8 Ekim 2011 Cumartesi

....


Yalnız yüreklerinde giz taşıyanlar,
yüreklerimizin gizlerini okuyabilir.

Halil CİBRAN


10 Ağustos 2011 Çarşamba

KUM VE KÖPÜK



Durmaksızın yürüyorum bu kıyılarda,
kumla köpüğün arasında.
Yükselen deniz ayak izlerimi silecek,
rüzgar köpüğü önüne katacak,
ama denizle kıyı daima kalacak.

Halil CİBRAN

18 Nisan 2011 Pazartesi

VE HÜZNÜM DOĞDUĞUNDA



Özenle besledim onu.
Ve hüznüm doğduğunda hüzünle besledim onu,
Gece gündüz üstüne titredim sevecenliğimle.
Ve hüznüm büyüdü zamanla, serpilip güçlendi,
Tüm canlı varlıklar gibi olağanüstü güzelleşti.
Ve hüznümle ben, hep sevdik birbirimizi ve dünyayı
Kaynaştık güzel ruhlarımızla birbirimize ve dünyaya.
Ve hüznümle ben, söyleştikçe günlerimiz kanatlanır,
Konuşkan düşlerimizle seçkinleşirdi gecelerimiz.
Ve hüznümle ben, şarkılar söylerdik, komşular dinlerdi;
Çünkü deniz gibi derindi, anılarla dopdoluydu ezgilerimiz.
Ve hüznümle ben gururla yürürdük, saygılı gözler önünde;
Düşmanca bakanlarda olurdu, çünkü soyluydu hüznüm.
Ve hüznüm her canlı gibi öldü bir gün, yalnız kaldım;
Kendimden geçtim, düşüncelere daldım, bunaldım.
Ve konuştuğumda duymuyorum şimdi kendimi,
Ve komşularım gelmiyor artık şarkılarımı dinlemeye.
Ve düşlerimde dost sesler bana bakıp fısıldıyor şimdi:
“İşte bakın, burada yatıyor hüznüyle birlikte ölen adam.”


VE SEVİNCİM DOĞDUĞUNDA…

Ve sevincim doğduğunda, çatıya çıkıp haykırdım:
“Gelin komşular, görün, gülümseyen güneş oldum!”
Ama hiçbir komşum gelmedi sevincimi görmeye
Aylarca sürdü şaşkınlığım, unutuldum, yalnızdık.
Ve sevincim solgun, güçsüz büyüdü; benden başka
Hiçbir yürek ona sevgi duymadı, öpmedi hiçbir dudak;
Ve sonunda her canlı gibi öldü sevincim, yalnızlıktan…
Ve şimdi ölü sevincimi, ölü hüznümle anımsayabiliyorum.
Ve yüreğimde kardeş anıları, rüzgârda mırıldanıp düşen
Suskun ve solgun güz yapraklarını andırıyor şimdi…


HALİL CİBRAN

11 Mart 2011 Cuma

KONUŞMA

  
Ve bir öğrenci,
'Bize konuşmadan bahset' dedi. 
Ve o cevap verdi: 
'Siz konuştuğunuzda, düşüncelerinizle 
barış içinde olmayı terkedersiniz; 
Ve kalbinizin ıssızlığında daha fazla kalamadığınızda, 
dudaklarınızla yaşamaya başlarsınız. 
Ses sizin için bir eğlence, bir zaman geçirme aracı olur. 
Ve konuşmalarınızın çoğunda, 
düşünce yarı yarıya katledilir; 
Çünkü düşünce, boşlukta uçan bir kuş gibidir; 
kelimelerin kafesinde kanatlarını açabilir ama uçamaz. 
Aranızda bazıları, 
yalnızlığın korkusuyla konuşkan birini ararlar; 
Çünkü, tek başına olmanın sessizliği, gerçek ve çıplak 
kendilerini gözleri önüne serer, ki onlar bundan kaçarlar. 
Ancak bazılarınız ise içlerinde gerçeği taşır, 
ama onu kelimelerle dile getirmezler. 
Böylelerinin sinelerinde ruh, 
ritmik bir sessizlik içinde dinlenir. 
Bir arkadaşınızla karşılaştığınızda, ruhunuzun 
dudaklarınıza doğru hareket etmesini 
ve dilinizi yönetmesini sağlayın. 
Sesinizin içindeki sesin, onun kulağının 
içindeki kulağa seslenmesine izin verin; 
Çünkü onun ruhu, sizin kalbinizin 
gerçeğini saklıyacaktır; 

Halil Cibran

DÜŞÜNCELER



Durmaksızın yürüyorum bu kıyılarda, 
kumla köpüğün arasında. 
Yükselen deniz ayak izlerimi silecek, 
rüzgar köpüğü önüne katacak, 
ama denizle kıyı daima kalacak. 


Bugünün acısı, dünün hazzının anısıdır. 

Anımsamak bir tür buluşmadır. 
Unutmak ise bir tür özgürlük. 

Yüreğimdeki mühür 
kalbim kırılmadan çözülebilir mi? 

Sevgililer birbirlerinden çok 
aralarındakini kucaklarlar. 

Arkadaşlık her zaman için 
tatlı bir sorumluluktur, 
asla bir fırsat değil. 

Ancak büyük bir acı veya büyük bir sevinç 
senin gerçeğini açığa çıkarabilir. 
İşte böyle bir anda 
ya güneş altında çıplak danset, 
ya da çarmıhını taşı. 

İnsanlık, sonsuzluğun dışından 
sonsuzluğa akan bir ışık nehridir. 

Şafağa ancak 
gecenin yolunu izleyerek ulaşılabilir. 

Gariptir ki, 
kimi zevklerin tutkusudur, 
acılarımızın bir kısmını oluşturan. 

Kişinin hayal gücüyle, düşlerinin gerçeklesmesi arasındaki mesafe, 
yalnızca onun yoğun isteğiyle aşılabilir. 

Cennet orada, 
şu kapının ardında, 
hemen yandaki odada; 
ama ben anahtarı kaybettim. 
Belki de sadece koyduğum yeri unuttum. 

Kuş tüyünde uyuyanların düşlerinin, 
toprak üzerinde uyuyanlarınkinden 
daha güzel olmadığı gerçeğinde, 
yaşamın adaletine olan inancımı 
yitirmem mümkün mü? 

Bana kulak ver ki, 
sana ses verebileyim. 

Karşındakinin gerçeği 
sana açıkladıklarında değil, 
açıklayamadıklarındadır. 
Bu yüzden onu anlamak istiyorsan, 
söylediklerine değil, 
söylemediklerine kulak ver. 

Söylediklerimin yarısı beş para etmez; 
ama ola ki diğer yarısı sana ulaşabilir 
diye konuşuyorum. 

Yalnızlığım, insanlar geveze hatalarımı övüp, 
sessiz erdemlerimi eleştirmeye 
başladığında doğdu. 

Bir gerçek her zaman bilinmek, 
ama ara sıra söylenmek içindir. 

İçimizdeki gerçek olan sessiz, 
edinilmiş olan ise gevezedir. 

İçimdeki yaşamın sesi, 
senin içindeki yaşamın 
kulağına ulaşamaz. 
Yine de kendimizi yalnız 
hissetmemek için konuşalım. 

Sözcüklerin dalgası 
hep üstümüzde olsa da, 
derinliklerimiz daima dinginliğini korur. 

Yaşam kalbini okuyacak 
bir şarkıcı bulamazsa, 
aklını konusacak 
bir filozof yaratır. 

Zihnimiz bir süngerdir, 
yüreğimizse bir nehir. 
Çoğumuzun akmak yerine, 
sünger gibi emmeyi seçmesi ne garip! 

Eger kış, 
'Baharı yüreğimde saklıyorum' 
deseydi, ona kim inanırdı? 

Her tohum bir özlemdir. 


Öğretilerin çoğu pencere camı gibidir. 
Arkasındaki gerçeği görürsün, 
ama cam seni gerçekten ayırır. 

Haydi seninle saklambaç oynayalım. 
Yüreğime saklanırsan eğer, 
seni bulmak zor olmaz. 
Ancak kendi kabuğunun 
ardına gizlenirsen, 
seni bulmaya çalışmak 
bir işe yaramaz. 

Neşeli yüreklerle birlikte 
neşeli şarkılar söyleyen 
kederli bir kalp ne kadar yücedir. 

Yürüyenlerle birlikte yürümeyi yeğlerim, 
durup yürüyenlerin geçişini seyretmek değil. 

Hayır, boşuna yaşamadık biz! 
Kemiklerimizden kuleler yapmadılar mı? 

Özel ve ayrımcı olmayalım. 
Unutmayalım ki, şairin aklı da, 
akrebin kuyruğu da gururla 
aynı yeryüzünden yükselir. 

Evim der ki, 'Beni bırakma, 
çünkü burada senin geçmişin yaşıyor.' 
Yolum der ki, ' Gel ve beni izle, 
çünkü ben senin geleceğinim.' 
Ve ben hem eve, hem de yola derim ki, 
'Benim ne geçmişim, 
ne de geleceğim var. 
Eğer kalırsam, 
kalışımda bir ayrılış vardır; 
gidersem, 
ayrılışımda bir kalış. 

Yalnızca sevgi ve ölüm 
her şeyi değiştirebilir.' 

Daha dün, yaşam küresi içinde 
uyumsuzca titreşen bir kırıntı 
olduğumu düşünürdüm. 
Şimdi biliyorum ki, 
ben kürenin ta kendisiyim, 
ve uyumlu kırıntılar halinde 
tüm yaşam içimde devinmekte. 

Adlandıramadığın nimetleri özlediğinde, 
ve nedenini bilmeden kederlendiğinde, 
işte o zaman büyüyen her şeyle 
beraber büyüyecek ve 
üst benliğine uzanacaksın. 

Ağaçlar yeryüzünün 
gökkubbeye yazdığı şiirlerdir. 
Ama biz onları devirir ve 
boşluğumuzu kaydedebilmek için 
kağıda dönüştürürüz. 

Güzelliğin şarkısını söylersen eğer, 
çölün ortasında tek başına olsan bile 
bir dinleyicin olacaktır. 

Esin daima şarkı söyler; 
asla açıklamaya çalışmaz. 

En büyük sarkıcı, 
sessizliğimizin şarkısını söyleyendir. 

Eğer ağzın yemekle doluysa 
nasıl şarkı söyleyebilirsin? 
Ve eğer elin altınla yüklüyse, 
şükretmek için nasıl kaldırabilirsin? 

Sözler zamansızdır. 
Onları zamansızlıklarını bilerek 
söylemeli ya da yazmalısın. 

Şiir bir düşüncenin ifadesi değildir. 
O, kanayan bir yaradan 
veya gülümseyen bir ağızdan 
yükselen bir şarkıdır.. 

HALİL CİBRAN

Kum ve Köpük - 1926
 

12 Kasım 2010 Cuma

İYİLİK VE KÖTÜLÜK









Ve şehrin yaşlılarından biri,
"Bize iyilik ve kötülükten bahset." dedi.
Ve o cevap verdi:
"Yalnızca içinizdeki iyilikten bahsedebilirim, kötülükten değil.
Çünkü kötülük, kendi açlık ve susuzluğu içinde
azap çeken iyilikten başka ne olabilir ki?
Gerçekten de iyilik, acıktığında en karanlık mağaralarda bile
yiyecek arar ve susadığında kirli, durgun sulardan bile içer.
Siz, kendinizle bir olduğunuzda iyisiniz; bununla birlikte,
kendinizle bir olmadığınızda, kötü değilsiniz.

Çünkü parçalanmış bir aile eşkiyaların ini değildir;
sadece parçalanmış bir ailedir.
Ve dümensiz bir gemi, tehlikeli adalar arasında
amaçsızca dolaşır durur, ama dibe batmaz.
Siz, kendinizden bir şeyler vermeye çabaladığınızda iyisiniz;
Kendiniz için bir kazanç sağlamaya çalıştığınızda ise,
kötü değilsiniz.

Çünkü, bir şey kazanmak için uğraştığınızda, toprağa tutunan
ve onun göğsünde beslenen bir kök gibisiniz.
Doğaldır ki, meyve köke
'Benim gibi, olgun, dolgun ve bol bol veren ol..' demez.
Çünkü, almak nasıl kök için bir ihtiyaçsa,
meyve için de vermek bir gereksinimdir.
Konuşurken tamamen uyanıksanız, iyisiniz.
Ama, diliniz anlamsızca kekelerken uyukluyorsanız,
kötü değilsiniz;
Ve sürçen bir konuşma bile, zayıf bir dili güçlendirebilir.
Amacınıza doğru sağlam ve cesur adımlarla ilerlediğinizde iyisiniz;
Fakat oraya topallıyarak gittiğinizde de, kötü değilsiniz.
Çünkü topallayanlarınız bile geri gitmez.
Fakat güçlü ve hızlı olanlarınız, incelik gösterin
ve topal birinin yanında asla topalllamayın.
Siz, sayısız konuda iyisiniz ve
iyi olmadığınızda ise, kötü değilsiniz.
Sadece oyalanıyor ve tembellik ediyorsunuz.
Ne yazık ki, geyikler kaplumbağalara çevikliği öğretemiyor.

İyiliğinizin, üstün beninize duyduğunuz özlemde saklı
ve bu özlem herbirinizde mevcut.
Ancak bazılarınızda bu özlem, yamaçların gizemini
ve ormanın ezgilerini taşıyarak, büyük bir güçle
denize doğru akan bir sel gibidir.
Ve diğerlerinde ise, dönemeçlerle ve kavislerle yolunu kaybeden,
kıyıya ulaşmadan önce oyalanıp duran durgun bir ırmağa benzer.
Yine de özlemi fazla olanın, az olana 'Neden bu kadar yavaşsın,
neden duraklıyorsun?' demesine izin vermeyin.
Çünkü gerçekten iyi olan, ne çıplak birine, `Neden elbisen yok?'
diye sorar, ne de evsiz olana 'Evine ne oldu?' der."

HALİL CİBRAN