
29 Haziran 2010 Salı
ŞEYTANIN ZAFERİ

24 Ekim 2009 Cumartesi
MUTLULUK ARAYIŞI

Sizin için en başta gelen şey nedir? Çocuklarınızı büyütmek mi? Bunu yapmak için hayatta kalmak zorundasınız. İdealinizi gerçekleştirmek mi? Bunun için de hayatta olmalısınız. Dünyayı değiştirmek mi? Gene hayatta olmalısınız. Çok sâde çok açık bir biçimde baktığınızda bunu açıkça görürsünüz: Herhangi bir şey yapmak için önce bedeninizin var olması ve onu canlı tutmanız gerekir. Bedeni canlı tutmak için ne yaparsınız? Yer ve içersiniz, tehlikelere karşı korunmaya çalışırsınız. Bu tehlikeler bir hayvan ya da insanın saldırısı bir hastalık, sel, deprem, kaza ve benzeri olabilir. Şimdi bu satırları okuyorsunuz. Bedeni hayatta olan biri olarak şu an ve her an en çok neyi isterdiniz? Son model arabayı mı, bir evi mi bol parayı mı, güzel ya da yakışıklı bir eşi mi bir başka ülkede olmayı mı, başkalarının sizi saygıdeğer bulmasını mı hep sağlıklı olmayı mı? Yoksa dünyanın kurtarıcısı olmayı mı? En çok neyi isterseniz isteyin temel arzunuz " Her an mutlu olmak" değil mi? Hiçbir korku, sıkıntı, acı ve pişmanlık çekmemek ve hep mutlu olmak. Temel arzumuz budur. Gerçekte insanoğlu her an mutlu mu? Dikkatle baktığımızda açıkça görürüz ki değil. Mutsuz iseniz ne yaparsınız? Hemen bir sigara mı yakarsınız, alkollü bir şeyler mi içersiniz, bir tanıdığınızla mı konuşursunuz bir şeyler mi yersiniz, ağlar mısınız, bedeninize acı verici bir şeyler mi yaparsınız, uyuşturucu mu kullanırsınız,dua mı okursunuz? Bunlar veya bunların dışında başka bir şey yapınca mutlu oluyor musunuz? Yoksa bunları yaparak sâdece sizi mutsuz eden şeylerden mi kaçıyorsunuz? Mutlu olduğunuzu söylediğiniz anlarda gerçekten mutlu musunuz? Yoksa yaşadığınız şey, korku, umutsuzluk, tatsızlık, gerginlik, sıkıntı acı ve pişmanlıklar arasındaki bir boşluk mu? Sahip olduğunuz bir şeyi başka insanlarda veya başka şeylerde aramak büyük bir yanılgıdır. Bunun gibi mutluluğu aramak ta insanoğlunun en büyük yanılgılarından biridir. "Siz mutluluğa zâten sahipsiniz" demek bile yanlıştır. Çünkü siz, mutluluğun kendisisiniz. SİZ MUTLULUKSUNUZ. Her türlü mutluluk arayışını hemen bırakın. Arayışı bıraktığınızda mutlulukla tanışırsınız. Yâni kendinizle tanışırsınız. Göreceksiniz ki mutluluk, hiç kesilmeyen, beden dâhil her şeyden bağımsız ve ölümsüzdür.. Alıntı... |
23 Ekim 2009 Cuma
YAŞAM ÜSTÜNE

Bir yalnızlık okyanusundaki bir adadır Yaşam, kayaları umuttur Ada'nın, ağaçları düş; çiçekleri ıssızlıktır, dereleri özlem.
Ey dost, senin yaşamın diğer adalardan ve topraklardan ayrılmış bir adadır.
Limanlarindan kaç gemi yelken açarsa açsın baska iklimlere, kaç gemi varırsa
varsın limanlarIna, sen yine, yalnızlığın ıstırabıyla inleyen ve mutluluğu
özleyen ıssız bir ada olarak bir başına kalacaksın. En yakın dostuna bile
meçhulsün, onların ilgi dolu sevgisinden ve anlayışından çok uzaklardasın.
Ey kardeşim, seni, altın kümeciklerinin üstüne oturmuş, zenginliğine
sevinerek - hazinelerinle gurur duyarak, topladığıin her avuç dolusu altınınn,
diğer insanların tutku ve düşüncelerini seninkilere bağımlı kılan göze
görünmez bir halka olduğuna inanıp, güvenlik duyduğunu görmüşümdür.
Aklımda seni, düşmanlarının kalelerini yerle bir etmek tasarılarıyla
ordularına kumanda eden bir fatih gibi görmüşümdür. Ama sana bir kez daha
baktığımda, senin yerinde, altın kasalarının ardında çırpınan bir yalnız
yürekten ve kapatıldığı altın kafeste boşalmış su kabının karşısında
kalakalmış susamış bir kustan başka bir şey göremedim.
Ey kardeşim, seni, çevrende kral diye kabullenmiş, sana başardığın büyük
işlerin övgüsü olan şarkıları söyleyen, senin akıl gücünü öven ve sanki bir
yarı-tanrının huzurundaymışlar gibi, hatta gökkubbenin coşkusunu bile
bastıran coşkunluk belirtileriyle sana bakınan insanların arasında
görkemliliğin tahtına kurulmuş olarak görmüşümdür.
Ve sahip olduğun bunca nesneye bakarken, yüzünde, sanki onların ruhu
senmişsin gibi mutluluk, güçlülük ve zafer belirtilerinin oynaştığını
görmüşümdür.
Ama sana bir kez daha baktigimda seni, tahtının yanıbaşında durup, sanki
görünmez hayaletlerden içinde sıcaklık ve dostluktan başka hiçbir şey
bulunmasa da kabulün olan bir sığınak dilercesine elini her yana uzatan,
kendi yalnızlığyla baş başa kalmış bir insan olarak bulmuşumdur.
Ey kardeşim, seni, güzel bir kadının karşısında kendinden geçmis, çıkarıp
yüreğini onun güzelliğinin mihrabına koyarken görmüşümdür. O kadının sana
içtenlikle ve şefkatle baktığınıi görünce de kendi kendime, 'Yaşasın, bu
adamın yalnızlığını silen ve yüreğini bir başka yürekle birleştiren Sevgi'
demişimdir.
Buna karşın, sana bir kez daha baktığımda, senin sevgi dolu yüreğinin
içinde, sırlarını bir kadına açıklayabilmek için boşuna hıçkıran yapayalnız
bir yüreğin daha durduğunu; ve sevgiyle dolu ruhunun ardında, sevgilinin
gözlerinden yaş olup akabilmek için boşuna çırpınan bir bulut gibi dolanan
yalnız bir ruhun daha bulunduğunu gördüm.
Ey kardeşim, yaşamın, diğer insanların konakladıkları yerlerden ayrık, ıssız
bir konaklama yeridir. Hiç bir komşunun, içine gözatamayacağı bir yuvadır.
Karanlığa gömülecek olsa, komşunun kandili onu aydınlatamaz. Erzağı tükense,
komşunun ambarları onu dolduramaz. Bir çölde olsa, baskalarının elleriyle
bellenip, çiçeklendirilmiş bahçelere sokamazsın onu. Bir dağıin doruğu olsa,
başkalarının ayak izleriyle çiğnenmiş olan bir vadiye indiremezsin onu.
Ey kardeşim, senin ruhunun yaşantısı, ıssızlıkla çepeçevre sarılmıştır ve
eğer bu ıssızlık ve tek başınalık olmasa, ne sen SEN, ne de ben BEN
olabilirdik. Eğer bu ıssızlık ve tek başınalık olmasaydı, senin ağzından
çıkan sözcüklerin benim ağzımdan çıktıklarına inanır; ya da senin yüzüne
baktığımda aynadan kendi yüzümü seyrediyorum sanırdım.
HALİL CİBRAN
