deneme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
deneme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Haziran 2010 Salı

ŞEYTANIN ZAFERİ




Gece sabaha ererken yatağından doğruldu,pencereye doğru yürüdü gökyüzüne bakmak için loş bir mavi ve heryerde sessizlik,kalbinde bir sıkıntı vardı,bildiği bütün duaları okuyup rahatlatmaya çalıştı kendini ,küçücük odasında bir ileri bir geri içinde sıkıntıyla bekledi günün hareketlenmesini... O, güne çoktan başlamıştı, hayat daha yeni başlarken dışarda.... Sessizce beklerken ruhundaki o büyüyen sıkıntıyı bastırmaya çalışıyor kendini oyalıyordu,aniden kapı çaldı...Kapıya doğru yöneldi herzaman kim o derdi,boş bulundu ve açtı kapıyı,karşısında duranı görünce donup kaldı,konuşmadan elini kıza doğru uzattı kalbine ,tırnakları gömleğini yırtarak kalbine doğru ilerledi, gözlerinin içindeki acıyı kimseler görmedi,şeytan sinsice gülerek bana ruhunu ver dedi.... Sessizce gözlerine baktı kız şeytanın,bütün bedeni kanamaya başaldı gözlerinden akan sadece kandı kızın, hiçbişey söyleyemedi kalbini yerinden sökerken Şeytan zafer kahkaları atıyordu,bütün ruhuyla direndi direndi direndi veremezdi ruhunu ona bunu yapamazdı,yapamazdı bunu tırnaklarını kalbine geçirirken şeytan direniyordu,ciğerlerinde kalan son nefesini tutarak son bir hamle yaptı geriye doğru,derinden sarsıla sarsıla ruhu sesleniyordu içinden bırakma beni bırakma beniiii, bırakma ...sesi soluğu kesilmişti kızın,nefesi tükendi gözlerinden oluk oluk akan kandı sadece...,ruhu,kalbi şeytanın tırnaklarının arasındaydı,yapma ne olur yapma ........ Ruhunun çığlığını duyuyordu kulaklarında bırakma beni bırakma,bırakma beniiiiiiiiii

Ve zafer şeytanındı kalbini yerinden sökmüş avuçlarının içinde gülerek tutuyordu... Geriye doğru sendeledi kız,vücudu bir yaprak gibi titredi ,dizlerinin üstüne düştü ,dudaklarından kimsenin duyamayacağı şekilde bir fısıltı çıktı bedeninden çıkan ruhu titredi , kimseler duymadı ağzından çıkanı ve secdeye kapandı sessizce...Son bir güçle alnı secdede affet beni allahım beni affet ruhumu şeytana verdim affet beni dedi ve öylece kaldı.......

Deep..Siz...

24 Ekim 2009 Cumartesi

MUTLULUK ARAYIŞI


Sizin için en başta gelen şey nedir?
Çocuklarınızı büyütmek mi?
Bunu yapmak için hayatta kalmak zorundasınız.
İdealinizi gerçekleştirmek mi?
Bunun için de hayatta olmalısınız.
Dünyayı değiştirmek mi?
Gene hayatta olmalısınız.
Çok sâde çok açık bir biçimde baktığınızda bunu açıkça görürsünüz: Herhangi bir şey yapmak için önce bedeninizin var olması ve onu canlı tutmanız gerekir.
Bedeni canlı tutmak için ne yaparsınız?
Yer ve içersiniz, tehlikelere karşı korunmaya çalışırsınız.
Bu tehlikeler bir hayvan ya da insanın saldırısı
bir hastalık, sel, deprem, kaza ve benzeri olabilir.
Şimdi bu satırları okuyorsunuz.
Bedeni hayatta olan biri olarak şu an ve her an en çok neyi isterdiniz? Son model arabayı mı, bir evi mi
bol parayı mı, güzel ya da yakışıklı bir eşi mi
bir başka ülkede olmayı mı,
başkalarının sizi saygıdeğer bulmasını mı
hep sağlıklı olmayı mı?
Yoksa dünyanın kurtarıcısı olmayı mı?
En çok neyi isterseniz isteyin temel arzunuz
" Her an mutlu olmak" değil mi?
Hiçbir korku, sıkıntı, acı ve pişmanlık çekmemek
ve hep mutlu olmak.
Temel arzumuz budur.
Gerçekte insanoğlu her an mutlu mu?
Dikkatle baktığımızda açıkça görürüz ki değil.
Mutsuz iseniz ne yaparsınız?
Hemen bir sigara mı yakarsınız, alkollü bir şeyler mi içersiniz,
bir tanıdığınızla mı konuşursunuz
bir şeyler mi yersiniz, ağlar mısınız,
bedeninize acı verici bir şeyler mi yaparsınız, uyuşturucu mu kullanırsınız,dua mı okursunuz?
Bunlar veya bunların dışında başka bir şey yapınca
mutlu oluyor musunuz?
Yoksa bunları yaparak sâdece sizi mutsuz eden şeylerden mi kaçıyorsunuz?
Mutlu olduğunuzu söylediğiniz anlarda gerçekten mutlu musunuz? Yoksa yaşadığınız şey,
korku, umutsuzluk, tatsızlık, gerginlik, sıkıntı
acı ve pişmanlıklar arasındaki bir boşluk mu?
Sahip olduğunuz bir şeyi başka insanlarda
veya başka şeylerde aramak büyük bir yanılgıdır.
Bunun gibi mutluluğu aramak ta insanoğlunun en büyük yanılgılarından biridir.
"Siz mutluluğa zâten sahipsiniz" demek bile yanlıştır.
Çünkü siz, mutluluğun kendisisiniz.
SİZ MUTLULUKSUNUZ.
Her türlü mutluluk arayışını hemen bırakın.
Arayışı bıraktığınızda mutlulukla tanışırsınız.
Yâni kendinizle tanışırsınız.
Göreceksiniz ki mutluluk, hiç kesilmeyen,
beden dâhil her şeyden bağımsız ve ölümsüzdür..
Alıntı...

23 Ekim 2009 Cuma

YAŞAM ÜSTÜNE


Bir yalnızlık okyanusundaki bir adadır Yaşam, kayaları umuttur Ada'nın, ağaçları düş; çiçekleri ıssızlıktır, dereleri özlem.

Ey dost, senin yaşamın diğer adalardan ve topraklardan ayrılmış bir adadır.

Limanlarindan kaç gemi yelken açarsa açsın baska iklimlere, kaç gemi varırsa

varsın limanlarIna, sen yine, yalnızlığın ıstırabıyla inleyen ve mutluluğu

özleyen ıssız bir ada olarak bir başına kalacaksın. En yakın dostuna bile

meçhulsün, onların ilgi dolu sevgisinden ve anlayışından çok uzaklardasın.

Ey kardeşim, seni, altın kümeciklerinin üstüne oturmuş, zenginliğine

sevinerek - hazinelerinle gurur duyarak, topladığıin her avuç dolusu altınınn,

diğer insanların tutku ve düşüncelerini seninkilere bağımlı kılan göze

görünmez bir halka olduğuna inanıp, güvenlik duyduğunu görmüşümdür.

Aklımda seni, düşmanlarının kalelerini yerle bir etmek tasarılarıyla

ordularına kumanda eden bir fatih gibi görmüşümdür. Ama sana bir kez daha

baktığımda, senin yerinde, altın kasalarının ardında çırpınan bir yalnız

yürekten ve kapatıldığı altın kafeste boşalmış su kabının karşısında

kalakalmış susamış bir kustan başka bir şey göremedim.

Ey kardeşim, seni, çevrende kral diye kabullenmiş, sana başardığın büyük

işlerin övgüsü olan şarkıları söyleyen, senin akıl gücünü öven ve sanki bir

yarı-tanrının huzurundaymışlar gibi, hatta gökkubbenin coşkusunu bile

bastıran coşkunluk belirtileriyle sana bakınan insanların arasında

görkemliliğin tahtına kurulmuş olarak görmüşümdür.

Ve sahip olduğun bunca nesneye bakarken, yüzünde, sanki onların ruhu

senmişsin gibi mutluluk, güçlülük ve zafer belirtilerinin oynaştığını

görmüşümdür.

Ama sana bir kez daha baktigimda seni, tahtının yanıbaşında durup, sanki

görünmez hayaletlerden içinde sıcaklık ve dostluktan başka hiçbir şey

bulunmasa da kabulün olan bir sığınak dilercesine elini her yana uzatan,

kendi yalnızlığyla baş başa kalmış bir insan olarak bulmuşumdur.

Ey kardeşim, seni, güzel bir kadının karşısında kendinden geçmis, çıkarıp

yüreğini onun güzelliğinin mihrabına koyarken görmüşümdür. O kadının sana

içtenlikle ve şefkatle baktığınıi görünce de kendi kendime, 'Yaşasın, bu

adamın yalnızlığını silen ve yüreğini bir başka yürekle birleştiren Sevgi'

demişimdir.

Buna karşın, sana bir kez daha baktığımda, senin sevgi dolu yüreğinin

içinde, sırlarını bir kadına açıklayabilmek için boşuna hıçkıran yapayalnız

bir yüreğin daha durduğunu; ve sevgiyle dolu ruhunun ardında, sevgilinin

gözlerinden yaş olup akabilmek için boşuna çırpınan bir bulut gibi dolanan

yalnız bir ruhun daha bulunduğunu gördüm.

Ey kardeşim, yaşamın, diğer insanların konakladıkları yerlerden ayrık, ıssız

bir konaklama yeridir. Hiç bir komşunun, içine gözatamayacağı bir yuvadır.

Karanlığa gömülecek olsa, komşunun kandili onu aydınlatamaz. Erzağı tükense,

komşunun ambarları onu dolduramaz. Bir çölde olsa, baskalarının elleriyle

bellenip, çiçeklendirilmiş bahçelere sokamazsın onu. Bir dağıin doruğu olsa,

başkalarının ayak izleriyle çiğnenmiş olan bir vadiye indiremezsin onu.

Ey kardeşim, senin ruhunun yaşantısı, ıssızlıkla çepeçevre sarılmıştır ve

eğer bu ıssızlık ve tek başınalık olmasa, ne sen SEN, ne de ben BEN

olabilirdik. Eğer bu ıssızlık ve tek başınalık olmasaydı, senin ağzından

çıkan sözcüklerin benim ağzımdan çıktıklarına inanır; ya da senin yüzüne

baktığımda aynadan kendi yüzümü seyrediyorum sanırdım.


HALİL CİBRAN