23 Ekim 2009 Cuma

YAŞAM ÜSTÜNE


Bir yalnızlık okyanusundaki bir adadır Yaşam, kayaları umuttur Ada'nın, ağaçları düş; çiçekleri ıssızlıktır, dereleri özlem.

Ey dost, senin yaşamın diğer adalardan ve topraklardan ayrılmış bir adadır.

Limanlarindan kaç gemi yelken açarsa açsın baska iklimlere, kaç gemi varırsa

varsın limanlarIna, sen yine, yalnızlığın ıstırabıyla inleyen ve mutluluğu

özleyen ıssız bir ada olarak bir başına kalacaksın. En yakın dostuna bile

meçhulsün, onların ilgi dolu sevgisinden ve anlayışından çok uzaklardasın.

Ey kardeşim, seni, altın kümeciklerinin üstüne oturmuş, zenginliğine

sevinerek - hazinelerinle gurur duyarak, topladığıin her avuç dolusu altınınn,

diğer insanların tutku ve düşüncelerini seninkilere bağımlı kılan göze

görünmez bir halka olduğuna inanıp, güvenlik duyduğunu görmüşümdür.

Aklımda seni, düşmanlarının kalelerini yerle bir etmek tasarılarıyla

ordularına kumanda eden bir fatih gibi görmüşümdür. Ama sana bir kez daha

baktığımda, senin yerinde, altın kasalarının ardında çırpınan bir yalnız

yürekten ve kapatıldığı altın kafeste boşalmış su kabının karşısında

kalakalmış susamış bir kustan başka bir şey göremedim.

Ey kardeşim, seni, çevrende kral diye kabullenmiş, sana başardığın büyük

işlerin övgüsü olan şarkıları söyleyen, senin akıl gücünü öven ve sanki bir

yarı-tanrının huzurundaymışlar gibi, hatta gökkubbenin coşkusunu bile

bastıran coşkunluk belirtileriyle sana bakınan insanların arasında

görkemliliğin tahtına kurulmuş olarak görmüşümdür.

Ve sahip olduğun bunca nesneye bakarken, yüzünde, sanki onların ruhu

senmişsin gibi mutluluk, güçlülük ve zafer belirtilerinin oynaştığını

görmüşümdür.

Ama sana bir kez daha baktigimda seni, tahtının yanıbaşında durup, sanki

görünmez hayaletlerden içinde sıcaklık ve dostluktan başka hiçbir şey

bulunmasa da kabulün olan bir sığınak dilercesine elini her yana uzatan,

kendi yalnızlığyla baş başa kalmış bir insan olarak bulmuşumdur.

Ey kardeşim, seni, güzel bir kadının karşısında kendinden geçmis, çıkarıp

yüreğini onun güzelliğinin mihrabına koyarken görmüşümdür. O kadının sana

içtenlikle ve şefkatle baktığınıi görünce de kendi kendime, 'Yaşasın, bu

adamın yalnızlığını silen ve yüreğini bir başka yürekle birleştiren Sevgi'

demişimdir.

Buna karşın, sana bir kez daha baktığımda, senin sevgi dolu yüreğinin

içinde, sırlarını bir kadına açıklayabilmek için boşuna hıçkıran yapayalnız

bir yüreğin daha durduğunu; ve sevgiyle dolu ruhunun ardında, sevgilinin

gözlerinden yaş olup akabilmek için boşuna çırpınan bir bulut gibi dolanan

yalnız bir ruhun daha bulunduğunu gördüm.

Ey kardeşim, yaşamın, diğer insanların konakladıkları yerlerden ayrık, ıssız

bir konaklama yeridir. Hiç bir komşunun, içine gözatamayacağı bir yuvadır.

Karanlığa gömülecek olsa, komşunun kandili onu aydınlatamaz. Erzağı tükense,

komşunun ambarları onu dolduramaz. Bir çölde olsa, baskalarının elleriyle

bellenip, çiçeklendirilmiş bahçelere sokamazsın onu. Bir dağıin doruğu olsa,

başkalarının ayak izleriyle çiğnenmiş olan bir vadiye indiremezsin onu.

Ey kardeşim, senin ruhunun yaşantısı, ıssızlıkla çepeçevre sarılmıştır ve

eğer bu ıssızlık ve tek başınalık olmasa, ne sen SEN, ne de ben BEN

olabilirdik. Eğer bu ıssızlık ve tek başınalık olmasaydı, senin ağzından

çıkan sözcüklerin benim ağzımdan çıktıklarına inanır; ya da senin yüzüne

baktığımda aynadan kendi yüzümü seyrediyorum sanırdım.


HALİL CİBRAN

Hiç yorum yok: