MESNEVİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MESNEVİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Aralık 2010 Cuma

MESNEVİ İLK 18 BEYİT


Bişnev in ney çün hikâyet mîküned
Ez cüdâyîhâ şikâyet mîküned
Dinle, bu ney neler hikâyet eder,
ayrılıklardan nasıl şikâyet eder.
Kez neyistân tâ merâ bübrîdeend
Ez nefîrem merd ü  zen nâlîdeend
Beni kamışlıktan kestiklerinden beri feryâdımdan
erkek ve kadın müteessir olmakta ve inlemektedir
Sîne hâhem şerha şerha ez firâk
Tâ bigûyem şerh-i derd-i iştiyâk
İştiyâk derdini şerhedebilmem için,
ayrılık acılarıyle şerha şerhâ olmuş bir kalb isterim.
Herkesî kû dûr mand ez asl-ı hiş
Bâz cûyed rûzgâr-ı vasl-ı hîş
Aslından vatanından uzaklaşmış olan kimse,
orada geçirmiş olduğu zamanı tekrar arar.
Men beher cem’iyyetî nâlân şüdem
Cüft-i bedhâlân ü hoşhâlân şüdem
Ben her cemiyette, her mecliste inledim durdum. Bedhâl (kötü huylu)
olanlarla da, hoşhâl (iyi huylu) olanlarla da düşüp kalktım.
Herkesî ez zann-i hod şüd yâr-i men
Vez derûn-i men necüst esrâr-i men
Herkes kendi anlayışına göre benim yârim oldu.
İçimdeki esrârı araştırmadı.
Sırr-ı men ez nâle-i men dûr nist
Lîk çeşm-i gûşrâ an nûr nîst
Benim sırrım feryâdımdan uzak değildir. Lâkin her gözde onu
görecek nûr, her kulakda onu işitecek kudret yoktur.
Ten zi cân ü cân zi ten mestûr nîst
Lîk kes râ dîd-i cân destûr nîst
Beden ruhdan, ruh bedenden gizli değildir.
Lâkin herkesin rûhu görmesine ruhsat yoktur
Âteşest în bang-i nây ü nîst bâd
Her ki în âteş nedâred nîst bâd
Şu neyin sesi âteşdir; havâ değildir.
Her kimde bu âteş yoksa, o kimse yok olsun.
Âteş-i ıskest ke’nder ney fütâd
Cûşiş-i ışkest ke’nder mey fütâd
Neydeki âteş ile meydeki kabarış,
hep aşk eseridir.
Ney harîf-i herki ez yârî bürîd,
Perdehâyeş perdehây-i mâ dirîd
Ney, yârinden ayrılmış olanın arkadaşıdır. Onun makam perdeleri,
bizim nûrânî ve zulmânî perdelerimizi -yânî, vuslata mânî olan perdelerimizi- yırtmıştır.
Hem çü ney zehrî vü tiryâkî ki dîd
Hem çü ney dem sâz ü müştâkî ki dîd
Ney gibi hem zehir, hem panzehir;
hem demsâz, hem müştâk bir şeyi kim görmüştür
Ney hadîs-i râh-i pür mîküned
Kıssahây-i ışk-ı mecnûn mîküned
Ney, kanlı bir yoldan bahseder,
Mecnûnâne aşkları hikâye eder.
Mahrem-î în hûş cüz bîhûş nist
Mer zebânrâ müşterî cüz gûş nîst
Dile kulakdan başka müşteri olmadığı gibi, mâneviyâtı idrâk 
etmeye de bîhûş olandan başka mahrem yoktur
Der gam-î mâ rûzhâ bîgâh şüd
Rûzhâ bâ sûzhâ hemrâh şüd
Gamlı geçen günlerimiz uzadı ve sona ermesi gecikti. O günler, mahrûmiyyetten ve
ayrılıktan hâssıl olan ateşlerle arkadaş oldu –yânî, ateşlerle, yanmalarla geçti - .
Rûzhâ ger reft gû rev bâk nîst
Tû bimân ey ânki çün tû pâk nist
Günler geçip gittiyse varsın geçsin.
Ey pâk ve mübârek olan insân-ı kâmil; hemen sen vâr ol!..
Herki cüz mâhî zi âbeş sîr şüd
Herki bîrûzîst rûzeş dîr şüd
Balıktan başkası onun suyuna kandı.
Nasibsiz olanın da rızkı gecikti.
Der neyâbed hâl-i puhte hîç hâm
Pes sühan kûtâh bâyed vesselâm
Ham ervâh olanlar, pişkin ve yetişkin zevâtın hâlinden anlamazlar. 
O halde sözü kısa kesmek gerektir vesselâm.  

MEVLANA CELALEDDİN RUMİ

6 Aralık 2010 Pazartesi

AKIL İLE RUH




Aziz dost!... Kulak tut sözüme! Dinle beni: Aklın tutsağıdır duygu,akıl da ruhun...
en zor ve en karışık işleri bile kolayca yapar akıl, eğer tutsak elini çözüverirse ruh...
Duru bir ırmağı andırır ruh,tertemiz bir ırmağı...
Tensel düşünceler ve nefse ilişkin arzular da ırmağın üzerini kaplamış bir avuç çerçöp...
Eğer bir yana itiverirse aklın eli o çerçöpü,ırmak kendini gösterir,berrak ve duru...
Dünya arzuları kaplarsa suyun yüzünü eğer... 
Eğer hayvani arzular baskın olursa tende...
Nefis gülmeye başlar o vakit,ve akıl ağlamaya...
Heveslerin ve arzuların elleri bağlanınca çözer çünkü aklın elini Allah...
Sana kumanda etmeye başlar o zaman akıl,seni çekip çevirir...
Önceleri sana hakim olan duygular mahkumun olur sonra,buyruğuna uyarlar bir bir...
Aklı hakim ve duyguları mahkum olan kişidir uyanık ikende rüya gören ve kendisine göklerin kapıları açılan....

                                                                                   Mesnevi III,b.1824-1831






Çev:İskender PALA

GERÇEK SEVGİLİNİN KUCAĞINDA




İster manalar dünyasına ait olsun Aşk,ister mecazlar dünyasına....
Gerçek Aşkın sevgilisinde,suret aranmaz asla.
Surete aşık olsaydın eğer,sevgili ölünce bırakır mıydın hiç onu?
Sureti henüz üzerindeyken bu terk ediş niye o halde?! Ey aşık! Hele arayıp sor bakalım; kim senin gerçek sevgilin?!..
Duygularla algılansaydı sevgili,her duygunun algılandığına vurulurdun sevgili diye.
Aşkı vefa ise eğer artıran,nasıl olur da vefayı giderir suret?!...
Seven ile sevilen:Güneş ışığı duvara vurmuş gibi!.. 
Kendinde olmayan bir parıltıyı,onu sevmekle elde eden duvardır burada seven... 
Ve güneştir sevilen.
O halde bir çamur kerpicin(insanın) güzelliğine gönül kaptırmak da neyin nesi ey temiz yaratılışlı kişi!..
Sonsuz olan güzellik dururken; bütün güzelliklerin kaynağı ve aslı dururken?!
Aklının öngördüğüne  aşık olan ey!.. 
Ve kendisini surete tapanlardan üstün gören ey!
Senin duygularını akıl ışığıdır kamaştıran.
Hani bakırın üstündeki altın yaldız gibi...
işte o altın yaldızlardır insandaki güzellik.
Yoksa nasıl onlur da pas tutardı bakır ve nasıl olur da yaşlanırdı sevgililer?!
                                                        

                                                                                                        MesneviII,b703-712


Çev:İskende PALA

25 Kasım 2010 Perşembe

AMBARDAKİ FARELER



Dünya harmanında buğday toplayıcılarız biz;fakat kaybolmada bütün topladığımız buğdaylar.
Aklımızı başımıza aldığımız yok hiç. Anlayamıyoruz nedense azalan buğdayın ambara giren fareden,
şu düzenbaz fareden olduğunu...
Ey Hakk'ı isteyen can!Öncelikle kurtulmanın çaresini ara ambara giren şu fareden de,sonra buğday toplamaya çalış...

Mesnevi I, b.377-380

Çev:İskender PALA

21 Ekim 2009 Çarşamba

MESNEVİ'NİN İLK 18 BEYİTİ



TÂHİRU’L MEVLEVÎ
1. Bişnev in ney çün hikâyet mîküned
Ez cüdâyîhâ şikâyet mîküned
Dinle, bu ney neler hikâyet eder,
ayrılıklardan nasıl şikâyet eder.

2. Kez neyistân tâ merâ bübrîdeend
Ez nefîrem merd ü zen nâlîdeend
Beni kamışlıktan kestiklerinden beri feryâdımdan
erkek ve kadın müteessir olmakta ve inlemektedir.
3. Sîne hâhem şerha şerha ez firâk
Tâ bigûyem şerh-i derd-i iştiyâk
İştiyâk derdini şerhedebilmem için, ayrılık acılarıyle
şerha şerhâ olmuş bir kalb isterim.
4. Herkesî kû dûr mand ez asl-ı hiş
Bâz cûyed rûzgâr-ı vasl-ı hîş
Aslından vatanından uzaklaşmış olan kimse, orada geçirmiş olduğu zamanı tekrar arar.
5. Men beher cem’iyyetî nâlân şüdem
Cüft-i bedhâlân ü hoşhâlân şüdem
Ben her cemiyette, her mecliste inledim durdum. Bedhâl (kötü huylu) olanlarla da, hoşhâl (iyi huylu) olanlarla da düşüp kalktım.
6. Herkesî ez zann-i hod şüd yâr-i men
Vez derûn-i men necüst esrâr-i men
Herkes kendi anlayışına göre benim yârim oldu. İçimdeki
esrârı araştırmadı.
7. Sırr-ı men ez nâle-i men dûr nist
Lîk çeşm-i gûşrâ an nûr nîst
Benim sırrım feryâdımdan uzak değildir. Lâkin her gözde onu görecek nûr, her kulakda onu işitecek kudret yoktur.
8. Ten zi cân ü cân zi ten mestûr nîst
Lîk kes râ dîd-i cân destûr nîst
Beden ruhdan, ruh bedenden gizli değildir. Lâkin herkesin rûhu
görmesine ruhsat yoktur.
9. Âteşest în bang-i nây ü nîst bâd
Her ki în âteş nedâred nîst bâd
Şu neyin sesi âteşdir; havâ değildir. Her kimde bu âteş yoksa, o kimse yok olsun.
10. Âteş-i ıskest ke’nder ney fütâd
Cûşiş-i ışkest ke’nder mey fütâd
Neydeki âteş ile meydeki kabarış, hep aşk eseridir.
11. Ney harîf-i herki ez yârî bürîd
Perdehâyeş perdehây-i mâ dirîd
Ney, yârinden ayrılmış olanın arkadaşıdır. Onun makam perdeleri,
bizim nûrânî ve zulmânî perdelerimizi -yânî, vuslata mânî olan perdelerimizi- yırtmıştır.
12. Hem çü ney zehrî vü tiryâkî ki dîd
Hem çü ney dem sâz ü müştâkî ki dîd
Ney gibi hem zehir, hem panzehir; hem demsâz, hem müştâk bir
şeyi kim görmüştür
13. Ney hadîs-i râh-i pür mîküned
Kıssahây-i ışk-ı mecnûn mîküned
Ney, kanlı bir yoldan bahseder, Mecnûnâne aşkları hikâye eder.
14. Mahrem-î în hûş cüz bîhûş nist
Mer zebânrâ müşterî cüz gûş nîst
Dile kulakdan başka müşteri olmadığı gibi, mâneviyâtı idrâk
etmeye de bîhûş olandan başka mahrem yoktur
15. Der gam-î mâ rûzhâ bîgâh şüd
Rûzhâ bâ sûzhâ hemrâh şüd
Gamlı geçen günlerimiz uzadı ve sona ermesi gecikti. O günler, mahrûmiyyetten ve ayrılıktan hâssıl olan ateşlerle arkadaş oldu –yânî, ateşlerle,
yanmalarla geçti – .
16. Rûzhâ ger reft gû rev bâk nîst
Tû bimân ey ânki çün tû pâk nist
Günler geçip gittiyse varsın geçsin. Ey pâk ve mübârek olan
insân-ı kâmil; hemen sen vâr ol!..
17. Herki cüz mâhî zi âbeş sîr şüd
Herki bîrûzîst rûzeş dîr şüd
Balıktan başkası onun suyuna kandı. Nasibsiz olanın da
rızkı gecikti.
18. Der neyâbed hâl-i puhte hîç hâm
Pes sühan kûtâh bâyed vesselâm
Ham ervâh olanlar, pişkin ve yetişkin zevâtın hâlinden anlamazlar.
O halde sözü kısa kesmek gerektir vesselâm.
MEVLANA CELALEDDİN RUMİ