Uzaktaki kahverengi orman, birkaç gündür körpe yeşilden bir ışıltı içinde uzanmış yatıyor. Tahtalardan çatılmış köprünün başında bir çuhaçiçeği buldum bugün: Yarı açmış ilk çiçek, bu bahar mevsimi…
Nemli, berrak gökyüzünde düşlere dalmış yumuşak başlı nisan bulutları seçiliyor. Pek sürülüp edilmemiş geniş tarlalar kahverengi kahverengi öylesine parıldıyor, ılık hava karşısında öylesine arzulu açılıp saçılıyordu ki, kendilerini peşkeş çekmek, tomurcuğa durmak, suskun güçlerini binlerce yeşil filizle ve bağrından fışkıran otlarla sınamak, duygulara kapılarını aralayıp, sağa sola armağanlar saçmak özlemiyle yanıp tutuşuyor sanki. Her şey bir bekleyiş, bir hazırlık içinde; her şey düşlere dalmış, ileriye doğru nazlı ve nazenin yol almaya çalışan bir oluşumun sıtmasını yaşıyor, tomurcuklanıp filizleniyor, tohum güneşe, bulut tarlaya, körpe otlar esen yele buyur ediyor kendini. Her yıl bahar göründü mü, içimde sabırsızlık ve özlem, beklerim pusuda; sanki ötekilere hiç benzemeyen bir an çıkıp gelecek ve yeniden diriliş mucizesini önüme serecek. Sanki öyle olacak ki, sonunda bir yol, şöyle bir saatlik süre güç ve güzelliğin kendini açığa vuruşunu bütünüyle görecek, anlayacak ve hayatın nasıl gülerek topraktan baş verip, gençlik taşan kocaman gözlerini gün ışığı karşısında araladığını, ben de kendisiyle birlikte yaşayacağım. Ama her yıl beklediğim mucize, kendine özgü sesleri ve burcu burcu rayihalarıyla geçip gider önümden; sevilip yakarılmış, ama anlaşılıp kavranamamıştır. Gelip karşıma dikilmiş de, ben, geldiğini algılayamamışımdır. Tomurcuğun zarının çatladığını görememiş, ilk nazlı pınarın ışıkta titreştiğini gözden kaçırmışımdır. Dört bir yanımı çiçekler sarmıştır ansızın; aydınlık dallar ve yapraklarla ya da beyaz çiçeklerle donanmış ağaçlar pırıl pırıl parlamakta, kuşlar düğün bayram ederek, göğün sıcacık mavilikleri içinde güzelim yaylar çizmektedir. Benim dikkatimden kaçsa da, mucize gerçekleşmiş, ormanlar semaya doğru kubbeler yapmıştır. Uzak tepelerden çağrılar işitilmektedir. Çizmeleri ayağa geçirmenin, bir çanta sırtlanıp, olta takımını ve kürekleri omuzlamanın, tüm duyuları çalıştırıp yeni yılın zevkini çıkarmanın gelip çatmıştır zamanı. Her defasında bir öncekinden hızlı adımlarla yürüyüp gider gibidir. Oysa çocukluğumda ne uzun geçerdi baharlar…
Adeta sona ermek bilmeyen bir uzunlukları vardı…
…
Uygun bir saatini yakalamışsam, keyfim de yerindeyse, ıslak otlara serilip uzanır ya da ilk karşıma çıkan ulu bir ağaca tırmanırım; dallara tutunup sallanırım boşlukta. Tomurcuk kokusunu, taze reçine kokusunu içime çeker, dal ve yapraklardan bir ağın, yeşilin, mavinin, başımın üstünde birbirine karıştığını görür, tıpkı bir uyurgezer adımlarıyla sessiz bir konuk gibi, çocukluk çağımın mutlu bahçesinden adım atarım içeri. Bir kez daha kanatlanıp o bahçeye uçarak ilk gençliğin duru sabah havasını solumak, bir kez daha, kısa bir süre için de olsa, bir kez daha dünyayı Tanrı elinden çıktığı gibi yaşamak…
Bir kez daha yeryüzünü, o güç ve güzellik mucizesinin ruhumuzda gerçekleştiği çocukluk günlerindeki gibi görmek…
Pek seyrek üstesinden gelinen, ama tadına doyulmayan bir şeydir.
Ağaçlar büyük bir kıvanç ve diretişle tırmanır yukarılara; nergis ve sümbüller büyük bir görkemle bahçelerde açardı, o günler. Kendilerini henüz gereği gibi tanımadığımız büyüklerimiz, bizleri incitmekten sakınır, sevecen davranır bizlere, çünkü henüz hiçbir kırışıklık ve buruşukluğun yer almadığı alınlarımızda Tanrı’nın soluğunu hissederlerdi. Oysa biz, böyle bir soluğun varlığından habersiz yaşar ve büyümelerin telaşında isteyerek ya da istemeyerek yitirip giderdik bu soluğu…
HERMAN HESSE
Çocukluk günleri adlı öyküden alıntı.