ENGİN TURGUT etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ENGİN TURGUT etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Kasım 2010 Cuma

NEY VE MEY



Seni sevdiğim zaman kuşlar katına taşınıyorum. 
Seni sevdiğim zaman, kanatlarını çırp mavi bir aşka doğru, yani sana gülümseyen kalbime doğru uçmaya başla. 
Seni sevdiğim zaman her şeye açık bir kalple bakıyorum da şımarıyor engin yanım. Seni düşündüğüm zaman, şiirden ve aşktan efkâr yapıyorum, içimdeki hoşgörü denizi gönlüme sığmıyor. 
Şair notaları yontsun, müzisyen kelimelerin belini büksün, ressam senin gözlerinle de baksın isterim hayata. 
Seni düşündüğüm zaman, sana çiçek yerine bahçe vermek geçiyor içimden. Seni sevdiğim zaman bir yaz kokusu ısırıyor ensemden. 
Pas tutmuyor rüyalarım ve evcil bir kedi tırmalıyor yüzümü ve bütün bedenim gülümsüyor sıcaklığından. Bakmasını bilene şiir biraz da senin gözlerindir. 
Seni düşündüğüm zaman divane makamından geçiyorum. 
Mey ile ney arasında mest oluyorum. 
Seni özlediğim zaman Lermontov okuyor, sana küstüğüm zaman Anna Ahmatova’nın kucağına düşüyorum. 
Yani, durmadan şiire sığınıyorum ve okuduğum her şiir seni bana hatırlattığı için kahrolup duruyorum. 
Bu söz dinlemeyen kalbim nasıl da üzgün. Seni sevdiğim zaman kalbim hızla çarpıyor, o kadar çok üşüyorum ki senden başka hiçbir ateş ısıtamaz beni. 
Sen yoksan bütün şarkılar katran, bütün şiirler kasvetli geliyor bana.

ENGİN TURGUT

28 Ekim 2010 Perşembe

EFLATUN GÖRÜNTÜLER



1-
İçinde kelebeklerin ve şarabi kedilerin
dolaştığı melek yağmuru bir şehir olmalı
rüyandaki…

Uykusunda üzerine kirazlar dökülen
kristal bir bahçenin gülümsemesi olmalı
bakışlarındaki…

Herkese yanmayan bir lambanın kederi
alacakaranlığın mırıltısına karışır
başkasındaki…

Ah ne yapsam ruhu doymuyor rüzgarın
aşk ve nehir söz dinlemiyor, eflatun bir ıslık
ağzındaki…

2-
Arkadaşlığın kumsalına indim de ağzı
süt kokan bir parıltıyla buluştum
eflatun bir buğu damlıyordu alnımıza
bembeyaz omzunun gölgesinde serinledim
sepetimizde kırmızı şarap ve yakamoz
ve dal gibi gövdemizden sızıyordu denizin sesi
tülden perdesini araladık düşlerimizin
arsız ay ışığı bırakmadı peşimizi
sıcacık mavi bir çukur inliyordu arzudan
seni oracıkta öpüp pınarından içtim
ikimize de gülümsüyordu bitki ve böcekler

İştahla kımıldıyordu gökyüzü…
3-
Seni görememek korkusu
eflatun bir melek biriktiriyor uykumda
o muhteşem kalbin sanki yeni bir uygarlığın sevinci
ve senin şu çok bakımlı bakire ruhun
o mavi sesin, acılara direnen ruhun
sanki gülümseyen bir aşkın dirilişi
masalların var çünkü senin el değmemiş
hiç kullanılmamış şarkıların, tütsülerin var
Sevgilim hadi bana deniz taklidi yap
köpüğüne yaslanıp mavi düşlerinde kaybolmalıyım…

4-
Bir ağaç yanlış tutuyordu bir çiçeği
Gecenin morunu şaraba kattım, sana geldim
Gözbebeklerinde binlerce eylül ve ışık damlası
Ruhuna kadar isyan ve ince bir okşayışın yaratıcı eli
Kendini sıcacık tutabilen sessiz bir ilahe olmalısın
Ruhumun vicdanıyla hep acemi kaldım sana
Eflatun bir kıpırtıydı öteki yarım…

5-
Nerenden yanıyorsan en çok orayı anlat
ve bir mor daha düşür ve bir bulut daha
göğün asma bahçelerinden gelmedin mi
küçük kelimeler meleği beklemeyi bilir
ve bahar damlar ruhundaki kumsaldan
kristal tenindeki koku ormanını salar üzerime
ve billur gibi akar yazlardan yaptığımız bu aşk
senin kardelen çocuğun olurum
mis gibi bir rüyanın eflatun gecesi
ve gecelerin sana sokulgan kedisi olurum
uslanmayan bir aşkın dumanıyla
zıplarım o fazla beyaz gövdenin parkında

ENGİN TURGUT

23 Eylül 2010 Perşembe

DENİZ VE MARTI


Seni düşündüğüm zaman şefkat ve gönül pencerem ardına kadar açılıyor, hesapsız ve kitapsız bir sevgiyle saçlarına dokunasım, saatlerce yüzüne bakasım geliyor. Seni düşündüğüm zaman, düşünmenin ve sana yazmanın onurunu duyuyorum ta içimde. Senin dışında kimsenin olamayacak kadar özlüyorum seni. Seni özlediğim zaman şiir bana teselli olmuyor, hemen yanında olmak istiyor ama ne yazık ki can çekişen bir hevesle birlikte sana doğru koşamamanın o derin trajedisi bırakmıyor peşimi. Seni özlediğim zaman şuramda dinmeyen bir ağrı canımı yakıyor. Senin olmadığın yerde durmadan üşümenin acısını bilir misin bilmem ama seni sevdiğim zaman anadan doğma bir sevinç akıyor parmaklarımdan. Seni sevdiğim zaman kalbimin içinden binlerce masum masallar akıyor. Seni düşündüğüm zaman bir kuğunun boynuna şiir yazasım geliyor, bir göl oluyorum, orada yalnızca sen yüzesin diye bir nilüfer çiçeği oluyorum. Sana sürgün yaşamak ne acı bir şey. Yanında olsaydım sevincin yurduna taşınırdık birlikte. Seni düşündüğüm zaman bir vapurun güvertesi geliyor aklıma ve yanı başımda benimle birlikte üşüyen bir martıyla yarenlik ediyorum. Birlikte simit yiyor, çay içiyoruz. Seni özlediğim zaman vapur olmak, sana gitmek geliyor da içimden birden kendi adasına mıhlanmış bir iskele gibi acıyor canım. O iskele bir iskelet oluyor birden! Seni özlediğim zaman şurama park eden yaşama sevinci hep orda dursun istiyorum. Seni özlediğim zaman özlemenin sonu olmadığını anlıyor, daha çok özlüyorum seni. Seni sevdiğim zaman yirmi dört saat yalnızca sana açık olan yaşsız kalbime şükrediyorum ve kalbim daha çok yaşasın diye ısrarla sadece sana çalışkan gönlümü diri tutmaya çalışıyorum.


ENGİN TURGUT