AHMET ADA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
AHMET ADA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Mayıs 2011 Salı

YAZ BAŞLANGICI İÇİN BİR AŞK EZGİSİ


Her şey bir başlangıçtı başaklar bile
Kırlar dağlar deniz kenarları
Denize inen sokakların kuşları.
Durup baktım yapraklar başlangıçtı
Sonra evler pencerelerinden fesleğen sarkıtan
Akşamüstünün buğusu, bugünün sonu
Kırgın bir kuşun denize doğru uçuşu
Başlangıçtı sevgimize biliyor musun

Vakit yoktu aşka nasıl bulmuştuk
Ertelenmiş bir başlangıçtı efsane kıldık
Leylak kokusu sızdıran evleri, sokakları
Geçip gitmiştik bir gülümseme bırakarak

Vakit yoktu açık denizleri özlemeye
Fesleğen sulamaya pencere önünde
Bir tenhalığı yaşamaktan bakışmaya bile
Şaşırdım doğrusu nasıl bulmuştuk aşkı
Her şey her zaman bir çığlıktı
Tenha bir istasyonda okuduğun
Bir suç işler gibi okuduğun öğlesonu

Her şey bir başlangıçtı sevgimize
Çılgın yaz çiçeklerine, yediveren güllere,
Kalbinin hızla akışı bile sevgilim.
Ah bir sevdaydı şurada çınlayan sesin
Geceyarıları beni umarsız bekleyişin,

Sanki bir çiçek sergisiydi karanlıkta gözlerin

AHMET ADA

7 Şubat 2011 Pazartesi

BİR ÇOCUK


Sen ey engin gönüllü düşsever 
Sıfatsız derviş 
Dolaştın içinde hep özveriyle 
Doğu'yu, Batı'yı, sokakları 
Sokaklar ki leylak kokardı 
Şuraya koymuştun masaya 
Çiçeklerin sokak görgüsünü 
Sokakların çiçek örgüsünü 

Sen ey uçuruma atlayan çocuk 
Anlat şimdi uçurumu, uçan çiçekleri 
Bazı güneşleri büyük sulara akan 
Bazı aşkları beyaz sessizliğe akan 

Bak işte geçti yine 
İçinden sümbül yeleli bir at 
Sen ey uslanmaz kalender 
Doğu'lu bilge, gün doğdu bak 
Hasret burcuna düştü 
İmgelerin sınırsız dalga boyu 

Deniz kıyısında denize karşı 
Yaktı sigarasını bir atlı 
Sen ey uslanmaz uçarı çocuk 
Anlat şimdi vişneçürüğü ufku 
Uçurum sessizliğinde suçsuzluğunu 
Bak işte Cemal Abidir 
Laleli'den dünyaya doğru giden bir tramvayda 
Onun kasketine yağan yağmuru anlat


AHMET ADA

21 Temmuz 2010 Çarşamba

USULDAN TÜRKÜ


Yürüdüm usuldan bir sonbahar hüznüyle
Çocukların her akşamüstü ayrıldığı yere
Sararan yaprakların savrulduğu yere
Bir türlü buluşamadığımız o lacivert yere

Şuramda bir çiçek ordusuydu sevdan
Yürüdüm ağaçlı yoldan bir başıma
Bütün kuşlarını gökyüzüne uçuran
Ağaçlar düş kurmayı unutmuştu çoktan

Bir öndeyiş gibi okudum uçurumları
Denizi dağları bozkırı sevgilim
Ne de olsa ben buldum son kuşları
Kuş sürülerinden örülmüş bir kıyıda

Ey akşamsefasının tazelenen vakti
Bırakıp bir kitap gibi pencere önünde seni
Yürüdüm usuldan uyanmış yollarda
İçimde serseri ilişkilerin son izi

Suçlu bir eylül bozup gitti
Kimsesizliğimi acemiliğimi
Saçlarımı kestiler asi sesimi
Sesim bir suçsuzun sesinde şimdi

27 Ekim 2009 Salı

GÜL YENİSİ KÜÇÜK KIZ



Bir park kanepesinde oturuyorum deniz
kıyısındaki, burnumda tütüyor
günyenisi küçük kız, bir çocuk kadar
suçsuzum onu sevmekle, bunun için
ilgileniyorum kırgın çiçeklerle

Baktıkça resmine gül açılıyor parmak
uçlarımda, ne çok istiyorum onu
gün eskiten gözleri değdikçe günebakanlara
nasıl da yakıştırıyorum günebakanları
gözlerine

Serçelerle, evet serçelerle geçiyorum
ara sokaklardan, oyun oynuyor toz
duman içinde çocuklar, geçiyorum
içimde hüzne benzer bir duyguyla

Şimdi şurdan koşuyorum
kuşlar kalkıyor koştuğum taşlıklardan
bir aldanış mı yaşadığım yoksa
bilmiyorum ne kadar koşabilirim
eskimez yeşil pabuçlarla gelen aşka

Ey serçe gölgeleriyle lekeli ara sokaklar
nasıl da sendeliyor kalbim küçük
bir kız için, yürüyüp gidiyorum yüzümü
bir Akdeniz çiçeğine gömerek

Sevincimi bozuk paralar gibi dağıtıyorum


21 Ekim 2009 Çarşamba

SERÇE



Giydim ben de yalnızlık hırkasını
Dilimde eski hüzzamlar
Kulağımda ipek sesi unutulmuş hatmi çiçeğinin
Kar mavisi kirpiklerinin sesi
Bir güvercin curcunası olan yaz göğünün sesi
Usulca çömelip yem arayan serçe sesi
Uçtum o serçeyle
Uçmasını bilen limon ağacının sesi
Bir Chagall resminin çocuksu sesi
Uykusuz şairler korosunun güneşli sesi
Sanayi sokağında hangarların orada
Uçarı gölgelerin sesi
Mozaikler arasından püsküren bir çiçeğin sesi
Manastır avlusunda
Bir Sümer tabletinin kırık sesi
Yaklaştım yanına gök sayfaları arasında
Sırlar saklayan kapıların sesi
Seviyorsan beni hala saçındaki leylak sesi

Kökü ordadır diye sevdanın
Bir bumerang gibi sana döndüm
Varoşların burcu kalbine
Yaşadım beter bir aşkı, öğrendim
Kalp kalesinin ikiye bölündüğünü
Dolunayların senin çocuk gözlerine dolduğunu
Bunun şaşırtıcı bir şey olduğunu
Solgun gelinciklere söyledim
Ürgüp'te
Develerin üstünde hatıra fotoğrafı çektiren seyyahlara
Bakırcılar çarşısının esnafına
Çömlek ustalarına
Çuha çiçeklerine söyledim dere boyunda
Bir tel uzadı ışıklı bir tel saçında
Giydim aşk urbasını sana geldim

Birdenbire yaz yağmuru başıboş caddelerde
Giyindim yağmuru sana geldim
Üstelik vakit ikindi,
Kalbe akan çınarların sesi
Balkonların kuş vakti, vaktin sesi
Seviyorsan beni hala pırıl pırıl sevdanın sesi
Yağmur muydu yağan yoksa yıllar mı
Kirli sarı bir şehir omuzlarımda
Sokuldum kırık yazılara
Yazıların veda sesi
Kuş sayfaları arasında