makale etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
makale etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Kasım 2009 Pazartesi

ÜÇ MAYMUN

Biri gözlerini, biri kulaklarını, diğeri de ağzını elleriyle kapamış üç maymun figürü ile her yerde karşılaşıyoruz. 'Üç maymunu oynamak' deyimi kişinin olaylara karışmak istememesi anlamında kullanılıyor. Japon kökenli bu figürdeki maymunların isimleri, Mizaru, Kikazaru ve Iwazaru, Japonca'da sırasıyla (şeytanı) görmemek, işitmemek ve konuşmamak anlamına geliyor.
Aslında bu isimlerde Japonca'daki bir kelime oyunu vardır. Japonca 'saru' hem maymun anlamına gelen bir isim hem de arkasından geldiği kelimeye olumsuz anlam veren bir ek. Farklı anlamlarına rağmen aynı şekilde telaffuz ediliyorlar ve bir kelime ile birleştiklerinde 'sasu', 'zasu'ya dönüşüyor. Yani Mizaru hem gören maymun hem de görmemek anlamına geliyor.
Üç maymunun kökeni hakkında çeşitli hikayeler var ama ilk olarak on yedinci yüzyılda Japonya'da, Nikku'da, ülkedeki iç savaşı bitirmekle ünlü soğun (baş kumandan) Tokugawa'nın anısına 1636 yılında yapılan anıtın ön tarafındaki ağaç oyma figürler arasında yer aldıkları kesin. Bu anıtta üç maymunun görevi ise kutsal ahırlara muhafızlık etmek. Aslında maymunun Japon kültürü içinde özel yeri vardır. Yıldız burçlarından birinin simgesi maymundur. 'Maymunlar günü' diye adlandırılan günde tapınaklarda dualar edilir.
Her ne kadar görmeyen, duymayan, konuşmayan maymunlar ilk defa Japonya'da şekillendiyseler de felsefesinin sekizinci yüzyılda Hindistan'da ortaya çıktığı, Budist rahipler vasıtasıyla önce Çin'e sonra da Japonya'ya geçtiği sanılıyor. Hindistan'daki kökeni ise 'görmezsek, işitmezsek, konuşmazsak, şeytan da bize dokunmaz, işimize karışmaz' şeklinde özetlenebilecek Vadjra düşüncesine dayanıyor.
Vadjra aslında üç gözü ve birçok eli olan mavi yüzlü, dehşetli ve korkunç bir Tanrı. Elleri ile sürekli gözlerini, kulaklarını ve ağzını kapatıyor. Böylece insanlara kötülüklere bulaşmama mesajı veriyor. Üç maymun figürünü bu kadar ünlü yapan da zaten yazı ile zor anlatılacak bir mesajı etkileyici, göz alıcı ve akılda kalıcı bir biçimde insanlara doğrudan iletmesidir.
Japonya, Nikku'da üç maymun figürünün bulunduğu yeri gezdiren rehberler ise tapınaklardaki rahiplerin bir başka hikayeleri olduğunu söylüyorlar. Doğrusu bu hikaye üç maymun figürüne daha iyi uyuyor:

Çok eski zamanlarda bir dağın bir yamacında iyi ve akıllı bir maymun kral, diğer yamacında da şeytan yaşarmış. Kralın çok yaşlı ama çok da akıllı üç danışman maymunu varmış. İnançlarına göre öbür yamaçta yaşayan şeytanı gören ve sesini duyanlar sonsuza kadar lanetlenip taş kesilir, maymun krallığı da felakete uğrarmış.
Bu üç danışman maymun bir gün kralları için tepede nadide çiçekler ararlarken çalıların arasında bir hışırtı duymuşlar. Merakla çalıları aralayıp baktıklarında şeytanla yüz yüze gelmişler. Şeytan çirkin sesiyle çığlıklar atmaya başlamış. Maymunlardan birincisi görmemek için gözlerini kapamış ama şeytanın sesini duymuş. İkincisi kulaklarını kapamış ama o da şeytanı görmüş. Üçüncüsü ise hiçbir şey yapamamış, şeytanı hem görmüş hem de sesini işitmiş, bu ölümcül sırdan kimseye bahsetmemek için hemen ağzını kapamış.
Kalplerinin taşlaşacağını bilerek ormanda dalları yere değen bir söğüt ağacının altına gizlenmişler. Orada korkudan titreyerek saatlerce hareketsiz kalmışlar. Gece yarısı bu sırrı kimseye söylemeyeceklerine, krallarını ve halklarını tehlikeye atmamak için ellerini kapattıkları yerlerden çekmeyeceklerine dair birbirlerine söz vermişler. O günden sonra insanlar ne zaman gözlerini, kulaklarını ve ağzını kapatmış üç maymun görseler anlamışlar ki onlar şeytanı görmüş ve duymuşlardır ama toplumun çıkarları uğruna bunu bir sır olarak saklamışlardır.

Alıntı...

24 Ekim 2009 Cumartesi

FARKINDALIK

Yaşamak nedir? Yaşamak farkında olmaktır. Zeka da temel olarak farkındalıkla başlar. Farkındalık nedir? Siz farkında mısınız şu anda? Soru öyle bir şey ki kime sorsanız “Evet” der. Ancak farkındalık öyle gizemli bir yapıdır ki herkes için başka anlamlara gelir.

Farkındalık; dünyanın farkındalığı, kendinizin farkındalığı ve farkındalığın farkındalığı gibi katmanlara bölünebilse de aslında tek bir farkediştir. Ancak beyin bir çok düzlemde iş yapabilir. Yani aynı anda farklı organlar farklı görevler nasıl yapıyorsa ve beyin her organın faaliyetini nasıl takip ediyorsa farkındalığında düzlemleri vardır. Gündelik hayatımızı id seviyesinde “ben” seviyesinde farkındalıkla yaşarız. Bu farkındalık sığ, tek yöne odaklanmış bir bakıştır. Merkezinde kişinin kendisi vardır. Dinler ve “Ben şöyle düşünüyorum” der. Yer ve “Ben bu tadı aldım” der.


Oysa bilinen bir şey vardır ki canlılar aleminin farkındalığı ve “şimdi” bilinci oldukça değişik. Mesela hayvanların sürü farkındalığı var içlerinden bazılarının nöbetçi konumda algıladığı tehlike tümü için geçerli ya da bir kuş sürüsü havada uçarken aynı anda aynı hareketi yaparak sağa sola döner.
Bütünleşik bir farkındalıkları vardır. Beynin bu bütünsel / bireysel ve aynı zamanda çok katmanlı farkındalığı enteresandır. Hipnoz altında beyin bütünsel bir hafızayla kişi normalde hatırlamadığı ya da kavrayamadığı pek çok olay ve nesneyi çok iyihatırladığını ve anladığını görür.

Farkındalık meditasyonun ve doğu gizemciliği ile batı ezoterizminin temelini oluşturur. İnsan kendisinde potansiyel olarak bulunan gelişmiş yetileri farkındalıkla açığa çıkarır. Çoğunlukla insanın sessizce bir yerde oturup herşeyi ama herşeyi önemli önemsiz demeden aklından geçen düşünceleri karışmadan izlemesi önerilir.
“Nehrin akışını izlemek” cinası bu farkındalık durumunu anlatır.


Algılayıcının gelişmişliğine bağlı olarak, dikkati en çok dağıtan unsurun ben merkezli gözlem yapmak olduğu kısa sürede görülür. Oysa ki “ben” gözlem sırasında görülen nesnelerden biridir. Objektif bir gözlemin öğelerinden biri olan ben temelde gözlemi sağlasa da bütünlüğün içinde yer alır.
Gözlenen ve gözleyen ve gözlem üçayağı aslında bir bütündür. Bu hal içindeyken beyin direnç göstermez son derece uyanıktır.
Elbetteki farkındalık başta söylediğim gibi çok farklı düzlemlerde ve hercanlı için değişiktir. Bir yılanın gördüğü sekizinci renk bizim farkındalığımızda yer alabilir mi? Şu an için hayır. Dolayıısyla insanın potansiyel tanımları ve algı aralıkları içindeki sınırları tam anlamıyla kullanması bile yaşam kalitesini arttıracak.

“Görmedim”, “Dikkat etmedim”, “var mıydı?”, “Aa öyle mi hatırlayamadım” gibi beynin öznel düşünceleri ile kendisini gündüz vakti uyuttuğu düşünsel alanın dışına çıkaracaktır.
İradeye dayalı örneklenen ve dikkatle tanımlanan farkındalık yorucudur. O da bir farkındalık türüdür ama istenen farkındalık düzeyi içinde iradenin de beninde bir nehir damlası gibi olduğu bütünsel evrensel farkındalıktır.
Bunu yaşıyor olduğunuzda dünyayı sessizce izleyen kartalı, güneşin karşısında derin bir yoğunluk ve gevşemeyle duran kediyi ve rüzgarın hava akımlarında sallanan çiçeğin farkındalığını anlayacaksınız. Ve farkındalığın insana özgü olmadığını tüm evreni kaplayan tek bir farkındalığın zerrelerinden biri olduğunu da kavrayacaksınız.
Alıntı..