İSKENDER PALA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İSKENDER PALA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ocak 2013 Çarşamba

Aşk



''AŞK ki vardır!.
 gerisi vesairedir.''

İskender Pala

Aşkın Alevi



Aşkın alevi Önce sevilende parlamasaydı,
Şüphesiz seven o Aşktan ateşelnip yanmazdı.

İskender Pala


10 Ocak 2011 Pazartesi

HAYADAN HAYATA YAYILAN GÜZELLİK


Sevda-yı dildârdan gönül usandı,
Güzelim cefadan niçin usanmaz.
Demek ki üftadem odlara yandı,
Hak'tan hayâ kılmaz kuldan utanmaz...
Dertli

Yalnızca iyilik getirendir o; yalnızca sevgi biriktirendir... Kat kat şimdilik; dosya dosya güzelliktir hem... Elimizden tuttu mu bir kez yükseltir yükselttikçe kişiliğimizi de yüceltir yüceltilecek kadar... Haya, hayatın güzelliği...
"El-hayâ ve'l-edeb!'' der eskiler; hayasızca bir tavır gördüklerinde, edep dışı bir söz işittiklerinde. Haya ki bir utanma duygusudur; ar ve namus perdesinden bestelenir zaman notalarında. Perde açıldı mı da bir kez; küser sahibine ve kaçar gider coğrafyamızdan bütün güzel nağmelerini toplayarak. Kişi ancak haya sermayesi kadar edîb olur çünki; ancak hayası ölçüsünde müeddeb sayılır. Yakışıksız işlerden alıkoyan da, kötüleri iyi kılan da odur hep.
Hayamızı yitirdik ve silinmiş boş kağıtlara döndü şimdi hayat.Lalezarlarımızda ayrıklar bitti hayasızlıktan; medeniyet birikimlerimiz ağıt sütunlarında kırıldı, yontulmuş mermerlerimiz damar damar çatladı. Zümrüdü ankanın kanatlarından kavruk baharlara döküldü safirler. İmkanın en dar kapısında oturup ruhumuzu şer ile şerh ettik; ve hayayı unuttuk. Esir kentlerin mahpusları gibi puslu sokaklara serpildi fırtınalı akşamlarda hayasızlık; ve göz kapaklarımıza kan damladı süveydalarımızdan. Her karanlıkta yağmurlar büyüttü acılarımızı ve her solukta biraz daha savaş, biraz daha şiddet, biraz daha kin, biraz daha vahşet, biraz daha.. biraz daha...
Hayamızı yitirdik ve Leyla'lar leyli renklere bağlar oldu zülüflerini.Hayalî ahlâk bezirganları bir nane çöpüyle tarttılar hayalarımızı hayal terazilerinde; haya içinde yaşarken hayal içinde öldük. ''Hayalî'' tahallus eden şairler ''Haya-lı'' hayatlar sürerlerdi hani de, kirpiklerinin arasından eski zaman sevdalarını damıtırken ''Geçmiş zaman olur ki hayalı cihan değer'' derlerdi... Heyhât!.. Hayal meyal şeylermiş... Hayalî yükler bükmede şimdi belimizi.
Hayamızı yitirdik;ve tımarsız,kaşağısız,pusatsız bıraktık küheylanlarımızı;kılıçsız,kargısız,cevşensiz koyduk süvarileri.
İkonlara gizlenmiş ruhbanlara çaldırdık ruhlarımızı. Akrep yuvalarından ecinni raksların ateşi sıçradı üzerimize. Kevn ü fesadda anılmamacasına yıktık eski ahitlerimizi, yeni ahitlerimizi. Ahdimiz haya üzerineydi, kaybettik ve ahlâkımız eskidi. Dönüş biletini giderken yırttık ahitleşmeye de, kutsal vadilerde nalınlarımızı ayağımızda unuttuk. Parlayan yıldızlarımızdan astroitler düştü bahtımıza. Filmin son karesiyle birlikte elif ve lam ve he de karardı. Kelamlarımızda yorulan harfler laf kılığında yağdı dünyamıza. Efsunlu sözlerle dolu hamayılların çörekotlarınca küçüldü ruhlarımız. Gizi çözen gecelerimiz, geceyi düğümleyen gizlerde gizlendi. Kafesinde sindirilmiş aslanlara dönünce ahlâk, avcıların tarihinde kötü figüranlar olarak anlatıldı haya; ve aslanlar kendi tarihlerini yazamadılar hiç.
Hayamızı yitirdik;ve münzevi hayallerde eklemledik ahlarımızı birbirine, düşlere karışan hayatımızı zincir yaptık. Huzurun ak sayfalarına derunî sağanaklardan kan revan acılar gönderdik. Gazeller ve kasideler hep yitik sevdalarda döndü mersiyeye... Ağladık geceler ve gündüzler boyu, ağlayacağız aylar ve yıllar yılı...
Haya...
Aaah, en eski yitiğimiz...
Hayadan ötesi hayal, aslı yok bir düşünce...
Hayadan öte hayat, esası bozuk günce...

İSKENDER PALA

21 Kasım 2010 Pazar

PERVANE



Geceleri balkonda ışığın etrafını alan pervane böceklerini fark etmiş miydik hiç?

Ya onların aşk uğruna yaşadıklarını bilir miyiz? 
Yani pervanenin mum ışığıyla yaşadığı aşkın hikayesini…









Aşk bir farkına varış, bir idrak seviyesidir… 
‘Aşk odu önce ma’şuka, andan âşıka düşer.’ derler, malum. 
Yani aşk ateşi önce sevilene ondan sonra sevene düşer. 
Önce sevilende bir ateş yanmalı ki pervane onun etrafında dönsün, pervane o ateşi görsün, sonra aşkının farkına varsın… 
Pervane aşkını ispat edebilmek için gördüğü anda ışığı, etrafında dönmeye başlar. 
Bir cezbedir bu. 
Bu cezbenin gittikçe daralan bir çemberi vardır. Işığın etrafında döner, döndükçe biraz daha yakından dönmek ister. 
Işığı gördüğü anda aşkı ilmel yakin olarak tanıyan pervane, onu aynel yakin bilmek istediği için gittikçe mumun etrafındaki çemberi daraltıyor. 
Çember daraldıkça pervanenin aşkı artıyor, şevki artıyor, coşkusu artıyor. Coşkusu arttıkça da cesareti artıyor. 
Aşk cesaret işidir, neticede. 
Ve pervane cesaretle kanadını şöyle bir değdirir ateşe. 
İlk lezzettir işte o acı. Acı verir, yakar içini. 
Ama ona verdiği acı o kadar hoşuna gider ki, daha fazla dönmeye başlar. 
Acı ve lezzet… 
Birbirine zıt bu iki duygunun bir arada olması nasıl mümkün… 
İşte bu noktada, azabın ve acının lezzet olmasındaki sırrı yakalamak gerek.
Azap kelimesi azp kelimesinden türüyor. 
Azap lezzet demek. Azabın ne olduğunu buna göre ölçün ve düşünün. İşte kanadının ucunu bir defa yaktığı zaman pervane ilk azabı duyar; fakat öyle bir lezzettir ki o azap… 
Bu azap ve ondan alınan lezzet, insanı yavaş yavaş nefsinden sıyırıp vuslatı mümkün kılar. 
Bu sefer daha büyük bir cesaretle kendini ateşe atarcasına gider ışığı kucaklar.
Ve burada ateş pervaneyi yakar kavurur.
 Bir buğday tanesi gibi toparlayıp yere düşürür. 
Artık pervane ‘hakkal yakin’ biliyordur vuslatı. 
Bu fenadır. 
Bu canını verdiği noktadır. 
Mumun bundan haberi bile yoktur belki. 
Olmasına da gerek yoktur. 
Bu pervanenin aşkıdır çünkü. 
Aşkı uğruna can veren pervanenin aşkı.
 Ama öbür taraftan mum da yanar. 
Onun aşkı da, acısı da kendincedir
Önce can ipliğine bir ateş düşer ve yanmaya başlar mum…
 Sonra içindeki o yangını söndürmek için gözyaşı döker. 
Ateşi su söndürür çünkü. 
Ama mumun gözyaşları onun ateşine daha da bir güç verir, elemi arttıkça artar. Ve erir can ipi, sevgilinin yolunda yok olana dek…


İSKENDER PALA