26 Ekim 2009 Pazartesi

DERVİŞ KAŞIKLARI

Sevginin yalnızca sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?

diye sordular bir bilgeye.

Bilge, büyük bir sofra hazırladı ve sevgiyi dillerinden eksik etmemelerine karşın,

onu günlük yaşamlarında hiç kimseye göstermeyen kişileri yemeğe çağırdı.

Sofrada herkes yerini aldıktan sonra,

önlerine birer tas sıcak çorba, sonra da derviş kaşıkları denen,

sapları bir metre uzunluğunda özel kaşıklar getirildi.

Ev sahibi konuklarına bu kaşıkları nasıl tutmaları gerektiğini söyledi.

Herkes kaşığının ucundan tutmak zorunda kaldı.

Konuklar, uçlarından tuttukları bir metre uzunluktaki kaşıkları

güçlükle taslarına daldırıyorlar, fakat kaşıklarına çorba doldurup

ağızlarına götüremiyorlardı.

Ağızlarına bir kaşık çorba koyabilmeyi beceremeyen konuklar,

yemekten sonra kalktıklarında, karınlarını doyuramamışlar,

kaşıklarından dökülen çorbalarla da sofranın üstünü kirletmişlerdi.

Bilge, bir gün sonra ikinci bir yemek daveti verdi.

Bu kez, sevgiyi gerçekten bilen ve her gün sevgiyle yaşayan kişileri çağırdı.

Yüzleri aydınlık, gözleri sevgiyle gülümseyen pırıl pırıl kişiler geldiler

ve bu kez onlar yerlerini aldılar, sofrada.

Önlerine birer tas sıcak çorba ve sapları bir metre uzunluktaki derviş kaşıkları getirildi.

Onlara da kaşıkları ancak,saplarının uçlarından tuta bilecekleri kuralı söylendi.

Ev sahibi bilgenin Buyurun, afiyet olsun sözünden sonra sofradaki herkes,

önündeki kaşığı, sapının ucundan tuttu ve

Herkes kaşığını, karşısındaki kişinin tasına daldırıp, kaşığına aldığı çorbayı,

karşısındakinin ağzına uzattı.

Bu yöntemle herkes karnını doyura bildi. Konuklar sofradan kalktıklarında ise,

sofranın üstünde, dökülmüş tek damla çorba yoktu.

Sevginin yalnızca sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır

sorusunu soranlara bu uygulamayla yanıt verdikten sonra

bilge, bir de öğütte bulundu:

İşte, dedi. Kim ki yaşam sofrasında yalnızca kendini görür ve yalnızca

kendini doyurmayı düşünürse, o kişi aç kalacağını da bilmelidir.

Ve kim ki başkalarına da düşünür ve o da kesinlikle doyurulacaktır.

Çünkü yaşam denen bu pazar, alan değil, veren kazançlıdır her zaman


ALINTI

2 yorum:

NANİ dedi ki...

Derinim, ben bunu cennet ve cehennem yaşamının anlatımı içinde duymuştum.Aradaki farkı belirleyen uygulama..

deep dedi ki...

Nanim,işte en ince hal bu sevginin sözünü etmekden ziyade yaşamak,diller aşkı bilmekde diyor ama yürekler ne kadar biliyor?.Öz ile söz bir olmayınca olmuyor,ince çizgileri ezmeden anlayarak geçmek gerek.Veren el alan elden üstündür denmiş,varsın çoğaltmak,paylaşmak için uzansın eller,AŞK ile artmak ve varmak o güzelin vuslatına.Aşkın ateşi vardırır,şehvetin ateşi soldurur.Biri cennettin kapısını açar biri cehennemin,nasıl paylaşırsan nasıl yaşarsan,hangi kapının tokmağını tutarsan oraya varırsın.Birlik var,ayrıgayrı yok,yürekten yüreğe köprü kurmak var ,benlik tatmini için,can yakmak yok,sadece AŞK var ve aşkın yolunda yürümek var.